Ali misafirlerini uğurlarken Fatma hâlâ ona hayranlık dolu bir ifadeyle bakıyordu. Ali onun bakışlarını yakaladı. Gülümseyerek şöyle dedi: "Sanki bana çok sevdiği ve kaybettiği birisini yıllar sonra yeniden gören birinin sevecenliğiyle bakıyorsun." "Öyle de sayılır, seni sensiz kaldığım anda bile özler oluyorum. Ve seninle bir kez daha gurur duydum. Demek benim uğruma topladığın otları bir canın kurtuluğu için gözden çıkardın." "İlahi nazarın gönlüne girmek için gözden çıkardığın ne varsa hepsi zaten ona dönücü değil midir? Benim yerimde kim olsa aynısını yapardı." "Hayır Ali, herkes senin yaptığını yapamazdı. Yapabilmesi için Fatma aşkının ateşi ile yanan Ali olmak gerek!"
Bir gün kendi aralarında konuşup gülüşen gençlere arkalarından yavaşça yaklaşmıştı Sevgililer Sevgilisi. Ali bir şeyler söylüyor, Fatma ise gülerek ona itiraz ediyor, sonra Fatma'nın sözlerine Ali sevinçler karşılık veriyordu. Gençlerin ne konuştuklarını duyamamıştı ve merak da etmişti. Birkaç kez öksürdü. "Destur, ben geliyorum" demek istiyordu. Ali ve Fatma, Peygamberimizin yaklaştığını görünce aniden sohbeti kesip, ciddiyet ve hürmetle onu ayakta beklediler. Resulullah önce her ikisine sarıldı, onların ellerini öper öpmez de her ikisine sormadan edemedi: "Neymiş bu gülüştüğünüz, konuştuğunuz ki benim geldiğimi fark edince sustunuz?" Ali, Fatma'ya "Sen başla" diye kaş göz etti. Fatma, "Babacığım, amcamın oğlu diyor ki, 'Ben Resulullah'ın gönlünde senden daha sevgiliyim. Baban en çok beni sever.' 'Ben de, 'Hayır, ben senden daha sevgiliyim, babam beni 'yüreğimin içi' diye sever,' deyip itiraz ediyorum. Bu hoş münakaşamızın konusu senin hangimizi daha çok sevdiğin ile ilgilidir." Resulullah güldü. "İkiniz de hem haklı, hem de haksızsınız," dedi. Şaşırıp kaldılar her ikisi de. Bir anlam çıkaramadılar. Sonrasında devam etti Resulullah: "Baba olarak evladım Fatma kalbimin zirvesinde, velayet ve keramet olarak da Peygamber'in kalbinde Ali ilklerin ilkidir. Baba diliyle Fatma derim, Resul lisanıyla illa Ali derim."
Aralarına oturduğu iki canından Ali'ye bakarak, "Fatma iyi bir kuldur, iyi bir evlattır ve hayırlı bir eştir," dedi. Sonrasında solundaki kzının yanaklarını elleri arasına alarak, "Ali salih bir kuldur. Mert bir dosttur. İyi bir derttaştır. Annesinin Haydar'ıdır, Resül'ün velisidir ve sadık bir aşıktır," dedi.
"Ah kızım, ah benim gönül sızım Zehra. Bilesin ki baban 'Seyyidü'n Nas' ise Ali de 'Seyyidü'l Beyt'dir. Ben insanlığın efendisiysem, Ali de benim evimin efendisidir. Seni yeryüzünde mutlu edecek tek erkeğe emanet ediyorum.
"Helal olsun Ali'ye. Bana ve sana olan sevgisini ne güzel anlatmış. Sen de ona şu müjdeyi ver. Kıyamet günü bana inanan, beni sevenler 'Livaü'l Hamd' denilen cennet yeşili bir sancağın altına doğru yürüyerek toplanacaklardır. Sancak, benim yanı başımda olacak ve sancağı tutacak kişi de Ali'dir. Aşkın sancağını aşkın yiğidi Ali'nin tutacağı müjdesi Fatma'nın sevincine şükürler, niyazlar kattı. "Rabbim bana böyle bir yiğide eş olmayı nasip eylediğin için hamdolsun," dedi. Sonra babasının bu kez avuç içini çevirerek, "Hep sen kızının avuç içini öperdin, bu sefer sıra kızında," diye gülerek öptü. "Babacığım, ben Ali'den razıyım. Ali'de sen de benden razı mısınız?" "Dil gönül mayasından, gönül sızısı gözünden razıdır." Fatma babasına sarılarak edebinden, iffetinden diyemediği müjdeyi onun vahiylerle süslenen kulağına fısıldadı. "Babacığım, yakında dede olacaksın. "
Hasan'dan bir sene sonra ikinci güneş doğdu Ehlibeyt yuvasına. Bu kez dedeye müjdeyi babası Ali getirmişti. Resulullah, amcası Abbas'ın evinde misafirdi. Allah Resulü derhâl ayağa kalkmış, damadını iki kaşının ortasından öperek tebrik etmişti. Durumu gören amca Abbas sormuştu: "Ali'yi bu kadar çok mu seversin yeğenim?" "Nasıl sevmeyeyim amca! Ali'yi öyle çok severim ki, zira Allah her peygamberin zürriyetini o peygamberin kendi sülbünden getirttiği hâlde, benim zürriyetimi Ali'den getirtmiştir."
Sen teninle hayvan, ruhunla meleksin. Bunun için hem toprağa hem feleğe gidersin.
Aşk çamuru nurlaştırandır. Unutma! Sen ruh denen nurun ile çamur denen bedenle buluşmasından doğdun...
Ömür, bir hikaye gibidir. Hikayenin uzun yada kısa sürmesi değil, iyi olup olmadığı önemlidir...
Nefsin birinci kılıç darbesi Egodur... (Sf85)
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Sir Arthur Conan Doyle
Halid Ziya Uşaklıgil
Colleen Hoover
Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Semih Gümüş
Stephen King
Gabriel Garcia Marquez
Dante Alighieri
Nasuh Mahruki