Toplum ne kadar adaletsizce örgütlenmiş olursa olsun, belirli teknik ilerlemelerin tüm topluluğun yararına olacağı kesindir, çünkü belirli mallara ortaklaşa sahip olunur. Örneğin bir milyoner sokakları kendisi için aydınlatıp diğer insanlar için karartamaz...
İngiltere dünyada sınıf farklarının en belirgin olduğu ülke. Yaşlı ve aptalların yönettiği bir züppelik ve ayrıcalıklar ülkesi. Ancak insan, hakkında öngörüde bulunurken İngiltere'nin duygusal birliğini, yani neredeyse tüm nüfusunun benzer hislere sahip olduğunu ve büyük kriz anlarında birlikte hareket ettiğini hesaba katmak zorunda. İngiltere, yüzbinlerce vatandaşını sürgüne veya toplama kampına göndermek zorunda kalmayan yegane büyük Avrupa ülkesi. Bir yıllık savaşın ardından şu anda hükümete küfreden, düşmanı öven ve teslim olma yaygarası koparan gazete ve broşürler sokaklarda neredeyse hiçbir engellemeyle karşılaşmadan satılıyor. Ve bu, ifade özgürlüğüne olan saygıdan çok, bunların bir öneminin olmadığı yönündeki basit algıdan kaynaklanıyor. Peace News* gibi gazetelerin satılmasına izin vermek güvenli, çünkü nüfusun yüzde doksan beşinin bu gazeteyi asla okumak istemeyeceği kesin. Ulus görünmez bir zincirle birbirine kenetlenmiş durumda. *Peace News : Barış Haberleri gzt..
İngiltere ne Shakespeare'in çokça alıntılanan mesajındaki o mücevherlerle bezenmiş ada, ne de Dr.Goebbels'in tasvir ettiği cehennem. İkisinden de çok bir aileyi, daha çok da içinde fazla kara koyun olmasa da, şerefine leke sürecek dolusuyla sırra sahip. eski kafalı bir Viktorya dönemi ailesini andırıyor. Önünde secdeye varılacak zenginlikte ve korkunç sıkıntı verecek yoksullukta ilişkileri barındırıyor ve aile gelirinin kökeni hakkında gizli bir sessizlik anlaşması hüküm sürüyor. Gençlerin genel olarak engellendiği ve iktidarın büyük ölçüde sorumsuz amcaların ve yatalak teyzelerin elinde olduğu bir aile. Ama yine de bir aile. Kendi özel diline ve ortak anılarına sahip ve düşmanın yaklaşmasıyla saflarını sıklaştırıyor. Yanlış mensupların iktidarı ellerinde bulundurduğu bir aile ; insan, İngiltere'yi belki de tek bir cümleyle ancak bu kadar iyi tasvir edebilir.
Haksız ayrımlar var olmayı sürdürüyor, ama gerçek farklar azalıyor...
1939 Ağustos'unun sonlarında Britanyalı tüccarlar Almanya 'ya konserve, kauçuk, bakır ve gomalak satmak uğruna birbiri ardına taklalar atarken, savaşın bir ya da iki hafta içinde başlayacağını açık ve net biliyorlardı. Bu, boğazınızı kesecek birine ustura satmak kadar akıllıca olsa da, "iyi iş"ti. Şİmdi sonuçlara bakın.1934'ten itibaren Almanya'nın yeniden silahlanmaya başladığı biliniyordu. 1936'dan itibaren gözü olan herkes savaşın yaklaşmakta olduğunu görüyordu. Münih'ten sonra, geriye yalnızca savaşın başlamasına ne kadar kaldığı sorusu kalmıştı.1939 Eylül'ünde patlak verdi. Sekiz ay sonra, ekipman açısından Britanya ordusunun 1918 standartlarının da gerisinde olduğu fark edildi. Askerlerimizin çaresizce, üçe karşı bir uçakla, tanklara karşı tüfeklerle, Thompsonlara karşı süngülerle kıyıya ulaşmak için mücadele ettiklerini gördük. Her subaya bir tane vermeye yetecek kadar tabanca bile yoktu. Bir yıl savaştan sonra, kara kuvvetlerinin hala üç yüz bin miğfer açığı vardı. Hatta önceden dünyanın en iyi yünlü kumaştan yapılma mallarını üreten ülkelerinden birinde üniforma sıkıntısı bile olmuştu! Yaşanan, yaşam tarzlarında bir değişikliğe yönelmekte isteksiz zengin sınıfın tamamının, faşizmin ve modern savaşın doğasına gözlerini kapatmasıydı. Ve reklamlardan geçindiği için ticaret koşullarının normal kalmasında çıkarı olan adi basın tarafından halk kitlelerine suni iyimserlik pompalanıyordu. Beaverbrook basını her yıl dev manşetlerle bize SAVAŞ ÇIKMAYACAK garantisini verdi. Ve 1939 başlarında Lord Rothermere, Hitler'i hala "harika bir beyefendi" olarak tasvir ediyordu. Ve İngiltere felaket anında savaş için gereken gemi hariç tüm malzemelerin eksikliğini çekerken otomobil, kürk manto, gramofon, ruj, çikolata, ya da ipek çorap sıkıntısına rastlanmıyordu. Peki kim özel kar ile kamu gereksinimi arasında aynı mücadelenin bugün de sürmediğini iddia etmeye cesaret edebilir? Gazete sayfalarını çevirdiğinizde, bu iki çelişkili sürecin yan yana yaşandığını görmemeniz çok zor. Aynı sayfada, hükümetin sizi tasarrufa ve lüzumsuz bir lüks ürünün satıcısının sizi harcamaya teşvik ettiğini göreceksiniz. Savunma için Borç ver, ama Guinness Sizin İçin İyidir! Bir Spitfire al, ama bir de Haig and Haig, Pond's yüz kremi ve Black Magic çikolataları satın al.
Bilinçleninceye kadar asla baş kaldıramayacaklar ama başkaldırmadıkça da asla bilinçlenemeyecekler.
George Orwell ve OT dergisi harika vakitler geçirmenize sebebiyet verir. Okumak, hayattir !
Din her zaman satar, yeter ki kitapta duygusallık olsun. S.17
İyi eğitim için para, etkili arkadaşlar için para, rahatlık ve huzur için para, İtalya'ya gitmeler için para. Kitapları para yazar, para satar.
Mesele işte bu - elinde olmadan gözyaşlarıyla dolan gözler, nargile tüttürerek darağacını düşlüyor. S.33
Paul Lafargue
Lisa Kleypas
Slavoj Zizek
Seda Akgül
Sylvia Day
Ziya Gökalp
Naşide Gökbudak
Italo Calvino
Oğuz Atay
Jerome David Salinger