'Böyledir, çünkü insan yıkımların en büyüğü olan ölmeye yazgılıdır.' #georgeorwell
Ben yazarken, son derece medeni insanlar başımın üstünde uçup beni öldürmeye çalışıyor. Ne onlar bir birey olarak bana karşı kişisel bir husumet duyuyor ne de ben onlara karşı. Onlar, hani nasıl derler, "yalnızca görevlerini yapıyor. "
Kitap yazmak, acı verici bir hastalığın uzun süren nöbetleri gibi insanı bitiren korkunç bir mücadeledir.
Asla dönmemiş olan helezonum ben, Haremi olmayan harem ağası; Rahiple komiser arasında Yürüyorum Eugene Aram gibi
Dönüp son birkaç sayfaya baktığımda, sanki yazma dürtüm sadece toplum yararına odaklanan türdenmiş gibi gösterdiğimi görüyorum. Bıraktığım son izlenim bu olsun istemem. Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir ve dürtülerinin altında bir gizem yatar.
"Yaşama hakkı" bile... cinayete karşı korunma hakkından öteye geçmez. Yaşamın sürmesi için, hayırseverlik açısından kesinlikle, ahlak açısından muhtemelen ve kamu yararı açısından belki bu korumaya fazladan eklemeler yapılabilir; ancak dar anlamıyla adaletin bunu gerektirip gerektirmediği şüphelidir. Bir ülkede doğmuş olmanın o ülkenin toprağının bir bölümüne sahip olma hakkı tanıdığı şeklindeki akıldışı doktrineyse değinmeye bile gerek yok.
Sabahları duyulan ilk ses, fabrika kızlarının giydiği tahta ayakkabıların arnavut kaldırımına vurmasıydı. Sanırım ondan önce, hiç uyanık olup da duyamadığım fabrika düdükleri ötüyordu...
Ancak gözden kaçırmamalı ki, Saintsbury işsizliğin var olmak zorunda olduğunu kabul eder ve aslında, işsizlere mümkün olduğunca acı çektirildiği sürece, var olması gerektiğini düşünür: Güvenilir ve sağlıklı bir çalışma sisteminin sırrı ve emniyet subapı genel olarak "gündelikle" çalışma değil mi? ... Karmaşık sanayi ve ticaret koşullarında, düzenli ücretlerle daimi istihdam imkansızdır; buna karşın, işsizlik ücreti destekli işsizlik, tıpkı istihdam ücretleri gibi, başlangıçta ahlaksızlaştırırken kısa ya da uzun vadede ulaşacağı son perişanlıktır. Gündelik bir iş olmadığında, "gündelikçiler"e tam olarak ne olacağı açıklanmaz.
Başından beri, sanki kırk beş milyon kişiye belirli bir birim muamelesi yapılabilirmiş gibi "ulus" tan, "İngiltere " den," Britanya"dan bahsediyorum. Peki İngiltere bilindiği üzere iki ulustan, zenginler ve yoksullardan oluşmuyor mu? Yılda yüzbin sterlin kazanan insanlarla haftada bir sterlini olanlar arasında herhangi bir benzerlik varmış gibi yapmaya kim cüret edebilir ki?
Toplum ne kadar adaletsizce örgütlenmiş olursa olsun, belirli teknik ilerlemelerin tüm topluluğun yararına olacağı kesindir, çünkü belirli mallara ortaklaşa sahip olunur. Örneğin, bir milyoner sokakları kendisi için aydınlatıp diğer insanlar için karartmaz.
Jean Paul Sartre
Daniel Klein
S. Ahmet Arvasi
Turgut Uyar
Cem Mumcu
Aslı Erdoğan
Jiddu Krishnamurti
Nedim Gürsel
Jonathan Swift
Ahmed Günbay Yıldız