"Bugünse Şam?daki güneş Konya?ya doğdu. Koskoca bir derya damlanın peşi sıra sürüklenmişti. Mademki Mevlâna okyanusun kıyısına gelmesine rağmen dalmamıştı, okyanus damlaya giriftar olsun, o hâlde diye ta uzakları, çölleri avucuna, dağları sırtına yüklenerek gelmişti Şems."
?O geliyor o...? sesi ile daldığım hayalden uyandım. Vakit ikindiye doğru gelmişti. Çarşıda sokaklarda bir hareketlilik, bir tatlı telaş başladı. Sanki gelen bir imparator sandım yapılan hazırlık ve halkın hararetli sevinçlerinden. Sokaktakiler kenara çekildiler, dükkândakiler ayaklandılar ve dışarı çıktılar. Oturanlar ayağa kalkıp ellerini göbek hizalarında birleştirdiler. ?Bu ne merasim, bu ne hürmet yarışı? diye şaşırdım. Oysa gelen üzerinde müderris olduğu halinden belli birisinden başkası değildi. Sağında solunda talebeler olduğu hâlde, bir katırla geliyordu."
Herkes: ? Mevlâna Celâleddin geliyor, diye ayağa kalkıyor, hürmetle selâmlıyorlardı. Demek yıllardır adını işittiğim, bir defasında da Şam?da gördüğüm Mevlâna buydu. Şu katır üzerindeki kısa siyah sakallı, yanık buğday benizli, mütebessim insan.Hoşuma gitti hali,tavrı. İçimden ?İşte bulmaya geldiğim elmas bu? dedim. Yerimden kalktım, dar sokaklardailerleyen, ilerledikçe de fark edilip katılan insanlarla büyüyen kalabalığın peşine takıldım.Şöhreti büyük olan yol göstericinin halka vereceği vaazın kaçırılmaması gerekiyordu."
Kalabalığı yarıp katırın yanına ulaştım. Mevlâna, düşüncelerinin içinde kaybolmuş, çevresinin farkında değildi. Katırı çeken yaşlı adamın elinden yuları çekip alarak hayvanı durdurdum. Yaşlı adam karşı çıkmaya çalıştıysa da gelen eritici bakışım onu susturmaya yetti. ? Sen, âlimlerin sultanı Baba Veled?in oğlu Mevlâna mısın? Mevlâna şaşkınlıkla, karşısında çakmak çakmak gözlerle: ? Benim diye mırıldandı. ? Söyle bana içlerinden hangisi daha büyüktü; ermiş Bayezid-i Bistami mi, yoksa Hz. Muhammed mi?
Mevlâna, katırı öne doğru mahmuzladı: ? Nasıl soru bu? Hiç şüphe yok ki Hz. Muhammed büyüktür. Yaşlı adamın yuları almasına izin verdim ve topluluk tekrar yola koyuldu. Oysa daha sözümü bitirmemiştim. Mevlâna?nın arkasından bağırdım.
Peki, Hz. Muhammed daha büyükse neden ?Seni bilmem gerektiği gibi bilemedim? dedi de Bayezid ?Zafer benimdir! İtibarım ne büyüktür. Çünkü sadece Hak?la doluyum? dedi. Katır durdu ve Mevlâna eyer üzerinde geri döndü. Kaşlarını çatıp bir süre düşündü. Bu adamın nereden tanıdık geldiğini hatırlamaya çalıştı. Daha önceden karşılaşmışlar mıydı?
"Doğu olsam, batı olsam, göklere çıksam, senden bir nişane bulmadıkça, dirilikten bir nişane bile yok bana. Ülkenin zahidiydim, minbere sahiptim, kürsüm vardı. Şimdi ise gönül kazası, sana karşı ellerini çırpan bir âşık haline getirdi beni! diyordu."
"Sende o var, bu var; falan dedi var, falan anlattı var, Peki sende senden ne var Mevlâna?"
"İçimden ?Ah zavallıcık, aradığını o kâğıtlarda bulacağını sanıyor. Yıllardır okudun ne geçti eline.?, dedim. Tebessümle selam verdi yanıma oturdu."
Elindekileri çok mu okudun? ? Evet, gece gündüz okuyorum. ? Eeee ne geçti eline? Ver bakalım neler varmış? Bu babanın yazdığı mı? ? Evet, rahmetli babamın göz nuru. ? Bu da sen çocukken aldığın ilk hediye Esrarnâme mi? ? Ya şu paçavra Mütenebbi denen şaşkının şiirleri mi? ? Evet. ? Hımmm. Bana uzat bakalım şu cilt cilt kütükleri.
Jean de la Fontaine
Louise L. Hay
Yusuf Atılgan
Mustafa İslamoğlu
J. K. Rowling
Jan-Philipp Sendker
Thomas Mann
Daniel Quinn
Ahmed Günbay Yıldız
Nermi Uygur