?Benim bir âdetim vardı. Yanıma gelenlere sorarım: ?Efendi! Konuşacak mısın, yoksa dinleyecek misin?? ?Konuşacağım? derse, üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Eğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Eğer, ?Ben dinleyeceğim ? derse, ben de ?O hâlde birbirimizle uyuşuruz? derim. Ben söze başlarım, o da lâf arasında konuşur.?
Ey dünya sarrafı; beni bul, deyip oradan uzaklaşmıştım. Demek Konyalı olduğunu öğrendiğim, yıllarca aradığımı kendisinde taşıyan o adam bu, adamdı. Kararımı verdim. Konya?ya gidip bu meşhur adamı bulmalıydım. Elime asamı alıp yola düştüm.
Allah?ım, beni dostlarımla buluştur, görüştür. Halep?te bir buğday harmanının üzerinde yatarken aynı niyazda bulunmuştum, bu hal ile uyuyakalmışım. Rüyamda bu arzumun yerine getirileceği, ancak Anadolu illerine gitmem gerektiği bildirildi. Buna karşılık benim de ne bağışlayabileceğim sorulmuştu.
'' Aldanış, o denli kötü ki ölüp yerin kırk kat altına da gömülsen ihanetin kör bıçağı daima ruhunu kanatır. ''
"1244 yılının Kasım ayında bir perşembe akşamı Konya?ya girdim. Konya minareleriniuzaktan gördüğüm zaman heyecanlanmıştım. Yolda bir delikanlıya kalabilecek bir han sordum. Şekerciler Hanı?nı tarif etti. Yüzüme tuhaf tuhaf bakan hancı beni zengin bir tüccar sandı: ? Buraya satın almaya gelmiş olduğunuz şey ne? ? Bir elmas, dedim. ? Öyleyse yanlış şehre gelmişsiniz dostum. Burada pirinç ve gümüşümüz vardır. Ayrıca şehrimiz, dokumacıları ve de altın işçiliğiyle de ünlüdür. Çarşıda lacivert taş, inciler ve damarlı akik de bulabilirsin. Ama burada hiç elmas yoktur."
"Eşsiz bir elmas gözlerinizin önünde ve siz camdan başka bir şey görmüyorsunuz! Şimdi beni daha fazla oyalama. Odanın anahtarını uzat, diyerek yukarıya çıktım. Odaya girdiğimde sille halısı yün minderle kaplı koltuk ve pamuk döşek vardı. Hepsini kaldırıp köşeye yığdım. Yerdeki hasır yeterliydi bana. Orucumu açtım, avuç içi kadar ekmek ve yarım bardak su ile. Namazımı kıldım. Elbisemi yıkadım, astım. ?Yarın ola aşk ola? diye istirahata çekildim."
"Ses, başka bir dünyadan, gizemli bir dünyadan geliyordu. Kökten sarıp sarsan şey, ne sözler ne de anlamdı; konuşmanın tınısı, rengi, tadı, herkesi etkileyen yanıydı. Ama Mevlâna başka bir tat alıyordu, sözler onu yakıyordu..."
"Mevlâna bakışını Şems?e odaklaştırdı... Fukaralığına, ıstırabına ve de görkemine... Şems de ona baktı. Ve o anda bakışları birleşerek içlerinde sonsuz bir ölümsüzlüğün inlemesi oluştu. Şems konuşmasını keserek, ortalıktan kayboldu. "
"Mevlâna annesini yitiren bir çocuk telaşında sağa sola bakarak kendisini yakan sözün sahibini arıyordu. Nafile, hiçbir yanda onu bulamadı. Sanki yer yarılıp Şems?ini yuttu."
" Endişe ve merak içinde olup bitene anlam vermeye çalışırken aniden omzuna değen bir el ile irkildi. İçindeki ışığın kaynağı: ?Ey dünya sarrafı beni bul!?, dedi."
Adam Fawer
Ali Şeriati
Tarık Tufan
Sevan Nişanyan
Thomas Harris
Andrey Platonov
Can Dündar
Emrah Serbes
Hekimoğlu İsmail
Lily Prior