Sıradan olmak bazen iyidir. Göze batmak her zaman kolaylıklar getirmez insana. Görünmemenin en kolay yolu, rutine sadık kalmaktır.
Oysaki hiçbir şey gizli kalmaz ve hiçbir yalan dogruyu ortaya koymadan unutulmaz. Hâlbuki yalanın masumu ya da mecburiyeti olmaz, yalan yalandır.
Ama zaten tehlikeyi göze alacak cesareti olanlar gerçekten bu hayatı yaşayan insanlar değil miydi?
Bazen merak ettiginiz şeyler kaderinizin bilinmeyen kilometre taşlarında saklıdır.
Kapadokya gizemin, güneşin, güzelliğin toprağı.. Büyüsüne kapılıp insanı içine çeken tatlı bir koku..
Tarihî şehri seyretmenin doyumsuz bir tadı vardi. Ne de olsa şehirlere mimari eserler, geçmişe has çizgiler ve doğal güzellikler kadar insanlar da ruh ve güzellikler katardı.
Allah der ki: "Kimi benden çok Seversen, onu senden alırım." ve ekler: "Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım." ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur... Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya... Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur... Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya... Öldüm der durur, yine de yaşarsın...
Eşi Gül Hatun'un ölümünün ardından Mevlana'nın sözü; Mezarlığa gelen sensin ey can! Orada ölü-ölgün yatan benim.Senin yokluğuna dayanmak zor olurdu.Eğer ölen ikimiz olmasaydık...
Alemin musikisi Allah'ın sesini fısıldar, bu fısıltıyı kulağını değil kalbini açanlar duyabilir..
Her gelen aslında kapı eşiğindeki yürek izini aramaktadır. "Aşk renge gelse nur nur parlasa, körsen aşkı, görmen ne fayda! Aşksız geziyorsun ya, ha ölmüşsün ha yaşamışsın ne fayda!"
Pucca
Karen Kingsbury
Kahraman Tazeoğlu
Albert Einstein
Halil Cibran
Cassandra Clare
Adalet Ağaoğlu
Murat Gülsoy
Erdal Demirkıran
Jose Rodrigues Dos Santos