Gencecik bir Meryem masada oturmuş, yağ lambasının donuk kızıllığında bir bebek yapıyor. Bir şarkı mırılldanıyor. Yüzü pürüzsüz, taptaze, saçları yıkanmış, geriye taranmış. Bütün dişleri tamam.Leyla, örgü yünlerini tutam tutam alıp bebeğinin kafasına yapıştıran Meryem'i seyrediyor. Birkaç yıla kalmadan, bu küçük kız, hayattan çok küçük taleplerde bulunan, hiç kimseye yük olmayan, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını,alaya alınan hayallerini hiç kimseye, asla yansıtmayan bir kadın olacak. Bir ırmak yatağındaki kaya gibi, hiç yakınmadan kazanılan zarafeti, üzerinden akıp geçen çalkantılar tarafından bozulmayan, şekillenen bir kadın. Leyla bu küçük kızın gözlerinin gerisinde, öze, çekirdeğe derinden gömülmüş bir yerde, daha şimdiden, Raşit'in de Taliban'ın da kırmayı başaramayacağı bir şey görüyor. Bir kireç taşı kütlesi kadar sert,dayanıklı bir şey. Sonunda, onun kendi eliyle, bizzat bozacağı, Leyla'ya kurtuluşu getirecek bir şey.