"Her yer simsiyah. Limana giren teknede yalnızım. Diğer teknelerin ışıklarını görüyorum. Onlara ulaşamayacağımı ya da onlara katılamayacağımı biliyorum. Ama limanda inip kalkan o ışıkları görmek ne kadar rahatlatıcı."
Charles kendi kendine ebeveynlik ettiğini düşünüyordu. Evet, kendini yetiştirmek bir bakımdan iyiydi; insanın bazı şeyleri sıfırdan başarması, son derece güçlendirici bir deneyim olabiliyordu. Öte yandan bu yalnız yürünen bir yoldu bazen gecenin karanlığında, Charles yıllar önce soğumuş olan o sıcak kalbin özlemini duyuyordu.
Charles?ın güvensizliği o kadar güçlüydü ki onun değerli olduğunu gösteren şeyler bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu. Olumlu olan ne varsa ( başarılar, terfiler, eşinden, çocuklarında ve arkadaşlarından gelen sevgi dolu mesajlar, müşterilerinin ve ya çalışanlarının harika geri bildirimleri) hepsi elekten akan su gibi üstünden kayıp gidiyordu. Charles kendi kendine ebeveynlik ettiğini düşünüyordu. Evet, kendini yetiştirmek bir bakımdan iyiydi; insanın bazı şeyleri sıfırdan başarması, son derece güçlendirici bir deneyim olabiliyordu. Öte yandan bu yalnız yürünen bir yoldu bazen gecenin karanlığında, Charles yıllar önce soğumuş olan o sıcak kalbin özlemini duyuyordu.
Bence ölümün en karanlık yanlarından biri, ben öldüğümde tüm dünyanın, yani anı dünyamın bugüne dek tanıdığım herkesin içinde bulunduğu o zengin kökleri çok sağlammış gibi görünen dünyanın benimle birlikte kaybolup gidecek olması. Puf! İşte bu kadar. İki haftadır eski kağıtlarla ve fotoğraflarla dolu kutuları seçiyorum. Her birine, mesela çocukken yaşadığım mahalledeki bir sokağın fotoğrafına ya da hayatta olan kimsenin tanımadığı bir akraba veya arkadaşın fotoğrafını tek, tek baktıktan sonra onları çöpe atıyorum. Bunu her yapışımda, eski gerçek dünyamın pul, pul döküldüğüne şahit oldukça içim ürperiyor.
Mezun oldukları liselerin pilav günlerinde, genelde çok tanımadıkları birine, bazen de eski erkek arkadaşlarına aşık olan çok insan tanıdım. Çoğu bu kişilerle evlendi. Bu evliliklerin bir kısmı başarılı oldu, bazıları ise felaketle sonuçlandı. Ben bu kişilerin çoğunun çağrışımla aşık olduğuna inanıyorum. Onların asıl sevdiği, gençliğe özgü neşeydi, okul günleriydi, önlerinde uzanan o heyecan dolu yaşama atılmak için duydukları sabırsızlıktı. Gerçekte, belli bir kişiye aşık değillerdi. Sergey de sizin gençliğinizin rüya gibi bir dönemin parçasıymış. Sırf bundan dolayı, ona sevgi aşılıyorsunuz. Yani ona aşkı yakıştıran sizsiniz.
İkimiz de benim yaşımda, seksen bir yaşında bir insanın hayatının sonlarına yaklaşmakta olduğunu biliyoruz. Seksen bir sahiden de ileri bir yaş, insanı şaşırtacak kadar hem de. Düşündükçe ben de şaşırıyorum. Kendimi hiç yaşlı hissetmiyorum. Ne ara seksen bir oldum diye her defasında düşünüyorum. Sınıfımda, yaz kampındaki beyzbol takımında hep en küçük çocuk bendim. Şimdi ise gittiğim her yerin restoranlar, filmler, konferanslar, en yaşlısıyım. Buna bir türlü alışamıyorum.
Kulağa paradoksal geliyor ama genellikle bize doyum veren ilişkiler kurduğumuz kişilerin yasını tutmak, aramızda yarım kalan çok fazla mesele olanların yasını tutmaktan daha kolaydır. Dışarıdan gelen bir şeyi savuşturmak, kendi derinliklerinizden yükselen bir şeyi savuşturmaktan çok daha kolay.
Siz orda kaybolan yaşamınızın tamamını arıyordunuz. Oysa zihninizin yetişkin tarafı, her şeyin geçici olduğunu, geçmişin yalnızca zihninizin içinde var olduğunu, daha önceki dünyanızın, beyninizde bir yerlerde bir elektrik akımıyla ve kimyasal sinyallerle saklanan bir anıdan ibaret olduğunu biliyor.
Schopenhauer?ın tutku aşkı, insanı kör eden güneş ışığıyla kıyasladığı bir lafı vardır. Yaşamın ileriki yıllarında bu ışık azalınca onun yüzünden daha önce göremediğiniz muhteşem bir yıldızlı gökyüzü belirmeye başlar. Dolayısıyla benim içinde gençliğe özgü, bazen zalimce olabilen tutkularımın sönüp gitmesi, daha önce göz ardı ettiğim yıldızlı gökyüzünün pek çok diğer mucizesinin kıymetini anlamamı sağladı.
Emeklilik gibi büyük ve genelde korkutucu bir geçiş dönemini soğukkanlılıkla atlatabilen kişi sayısı azdır. Karşısına çıkabilecek engellerin son derece farkındaydı ama o da azimli ve başarılı bir kadındı. Kendisine bir liste yaptı ve o listenin maddelerine ardı ardına tik atmaya başladı. İlk önce kararının geri çevrilemeyeceği gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyordu. Çalıştığı alanda çok hızlı gelişmeler olduğu için kısa sürede her şeyin çok gerisinde kalacaktı. Dolayısıyla gelecekte fikrini değiştirip işe geri dönme gibi bir seçeneği olmadığının farkındaydı.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Pınar Çekirge
Adalet Ağaoğlu
Feridun Andaç
Gabriel Garcia Marquez
Stieg Larsson
Cesare Pavese
Robert Louis Stevenson
James Bowen
Charles Bukowski