?Bir silgi gibi tükendim ben Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım Mürekkeple yazmışlar oysa.. Ben kurşunkalem silgisiydim Azaldığımla kaldım..? ? Oğuz Atay, Tutunamayanlar
?Gidenler sevinçliydi. Geride kalanlara ayıp olmasın diye üzgün görünüyorlardı.? Oğuz ATAY , Tehlikeli Oyunlar
Biz ihaneti çocukken öğrendik Olric! Nasıl yani efendimiz? O, kimseye vermediğimiz oyuncağın, yenisi geldiğinde bir köşeye fırlatarak !
Olric, birini nasıl seviyorduk? Nerden başlıyorduk? İlk önce seviyor muyduk? Yoksa ilk önce güveniyor muyduk? Neyse çayı nasıl demliyorduk ?
''Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım. Bir filmde görmüştüm doktor, senin gibi gene bir doktor olan ve sözüm meclisten dışarı, delice planlar kuran Frankeştyn adlı biri, büyük bir bilim adamını öldürerek beynini çalıyordu. Ona karşı koymak isteyen iyi niyetli bir genç adam da Frankeştayn'la mücadele ederken içinde beynin bulunduğu kavanoz kırılıyor ve cam kırıkları bu üstün beyne batıyordu. Biliyorsun filmlerde böyle iyi niyetli genç adamlar olmasa her şeyin sonu çok kötü biter. Üstelik bu işin sonu; iyi niyetli adama rağmen çok kötü bitti. Cam kırıkları beynin üzerinden hiçbir zaman tam manasıyla temizlenemedi. Çünkü beyin zarının zedelenmesinden korkuldu. Bence bu tehlike göze alınmalıydı; fakat o zaman bu başka bir hikaye olurdu ve biliyorsun ki doktor ben bütün hikayelerin başka türlü olmasını isterim aslında, İşte doktor yukarıda sözü geçen beyindir kafamın içindeki
.../olumlu bütün yaşantıların cahili bırakarak hapseden/...
Beni dalgınlıklar mahvetti albayım. Ha ha.
Beni dalgınlıklar mahvetti albayım. Ha ha.
''Dinlemem Albayım. Sonra beni dinlerler diye çok dinledim. Şimdi sıra bende.
İnsan bunları neden görür? Daha doğrusu bunlara neden takılır kalır aklı? Basit: demek yürümeyen bir şeyler var. Evet, ama yürümeyen şey nerede? Eşyada mı? Yoksa... Turgut henüz düşünemiyordu; yalnız bir huzursuzluk, huzursuzluk bile değil, insanı bazı şeyleri yapmaya ve bazılarını yapmamaya, farkettirmeden iten ve davranışlarından, eski alışkanlıklarına yabancı gelen küçük değişiklikler. Eve dönerken acele etmek için bir ihtiyaç duymuyordu içinde, örnek olarak. Bu ihtiyaç eksikliğini de düşünmüyordu aslında; sadece, eve dönerken acele etmiyordu. Bazı eski alışkanlıkları, unuttuğu hareketler, yokluyordu onu. Kitapçı vitrinlerinin önünde biraz fazla kalıyordu, duraklara en kısa yoldan çıkmıyordu; duraktaki insanlardan daha hesaplı davranıp dolmuşa önce o binmiyordu - bu beceriklilik, kendisini üstün saymasından oldukça önemli bir noktaydı oysa. Hafızasında da bazı boşluklar oluyordu: kendini birdenbire, elinde anahtarla kapının önünde buluyordu.
Orhan Kemal
John Green
Tami Hoag
Jean Baudrillard
Rasim Özdenören
Ömer Nasuhi Bilmen
J. R. R. Tolkien
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Sibel Eraslan
Tuna Kiremitçi