Oğlanın adını öğrendim: Manaar. "Yol gösteren ışık" demektir.
"James Parkinson, George Huntington, Robert Graves, John Down. Şimdi de bizimki, yani Lou Gehrig. Nasıl oluyor da erkekler hastalık adlarını bile tekellerine alıyor?" (syf,344)
*Kültür bir evse, dil de ön kapının ve içerideki odaların anahtarıdır, dedi...
Yorgunum dedi.
Neden yoruldun dedim.
Her şeyden yoruldum.
Bir öykü giden bir trene benzer: Ona nereden binersen bin, er ya da geç hedefine varırsın.
Bir başkasının yüreğini, yüreğinden geçenleri yargılarken kişi bir miktar da olsa alçakgönüllülükten ve yardımseverlikten nasibini almış olmalı.
Sizi selden çekip kurtaran ip, ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir.
Ama aslında boş boş dolandığım, başıma bir şey gelmesini, bütün ömrümün ona doğru aktığı, her şeyi değiştirecek olan bir şeyin gelip beni bulmasını beklediğim duygusu giderek güçleniyor.
...bir şeyi anladım. Dünyanın sizin içinizi görmediğini, derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını.
Güzellik gelişigüzel, düşüncesizce dağıtılmış, hakkıyla kazanılmamış, muazzam bir armağandır.
Babam hayattaki bütün güzel şeylerin narin olduğunu, bir anda uçup gidebileceğini söylerdi.
David Nicholls
Jack London
Anton Çehov
Ernest Hemingway
Barış Müstecaplıoğlu
Oğuz Atay
Italo Svevo
James Bowen
Glenn Meade
Bülent Parlak