"Gerçekte herhangi bir fotoğraf, herhangi bir fotoğraftan daha başka bir şeydir; o yaşanan herhangi bir anın donup kalmasına şahit olmuş bir belgedir. Kim bilir belki günün birinde bütün fotoğrafların çerçevesi ucundan kenarından hareketlenecek, içindekiler canlanacak ve donmuş, katılaşmış zamanlar yeniden, ikinci defa hayatın içine karışacaktır." der Ahmet Turan Alkan. (35)
Kırkikindi yağmurları gibi gelir. Buğusu önce gözlerinize yansır, sonra güvercin bakışlı bir sessizlik olur; yüzünüze, saçlarınıza, omuzlarınıza üşüşür. Bomboş ve anlamsız bakışlar armağan eder akşamlarınıza. Ve ağır tonlu şarkılar gibi süzülür zaman, adı hüzündür. (37)
Ölümün penceresi hep açık durur. (41)
Günün vakitleri ve mevsimlerle insa ömrünün safhaları arasında ilişkiler kurarız. Fecir zamanı bahara ve gençliğe; öğle, yaz ortasına ve insanın kemaline; ikindi, güz mevsimine, ihtiyarlık vaktine; gurup vakti, güzün kışa devrilmesine ve insanın dünyadan göçüşüne benzer... Gece vakti de kışı ve kabri hatırlatır.
Bahar dediğimiz, bu olsa gerek: Diriliş... Birazcık cennet yansıması, cennet fotoğrafları, cennet nimetleri...
Şu İstanbul garip şehir... Ne yapıp edip kendini sevdirmenin bir yolunu buluyor. Eyyûb Sultan'da bir sabah namazı saadeti, Hz. Eyyûb el Ensâri'den sızan bir ışık demeti; Fat'in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezanın, Hırka-i Saadet Dairesi'nde dört asırdan fazla geceli gündüzlü okunan Kur'an-ı Kerim'in hatırası birleşip yepyeni bir İstanbul manzarası çizer hafızanızda... Sokak başlarında karşınıza çıkıveren çeşme, gölgesinden hiçbir şey kaybetmemiş ihtiyar çınar, hâlâ Müslüman saatlerin izlerini taşıyan mütevazi bir sokak, Nuru Osmaniye minaresinden yükselen ezan ve camlarda oynaşan tanıdık bir İstanbul güneşi, manzarayı yavaş yavaş tamamlar. Eski Üsküdar'dan, Kız Kulesi'inden haber getiren yorgun bir akşam rüzgârıyla bir kez daha yelkenleri indirir ve teslim olursunuz İstanbul'a. "Yine sen kazandın İstanbul!" dersiniz. Hasretle aşk arasında yaşadığımız tanımsız şehir!
"Paris'te bir köprü üzerinde, satıcı bağırıyor, dil döküyor; sattığı nesnenin eşsiz güzelliklerini anlatıyor. Başına toplananlar merakla bekliyorlar: Nedir acaba bu adamın sattığı? Adam en sonunda söylüyor: "Size güneşi, her gün gözlerinizin önünde duran; ama sizin bakmadığınız, güzelliğini fark etmediğiniz ve değerini bilmediğiniz güneşi satıyorum."
Woody Allen
Mario Mazzanti
Hasan İzzettin Dinamo
Leonard Cohen
Joseph Conrad
Sarah Jio
Noam Chomsky
Virginia Woolf
Murat Uyurkulak
Stieg Larsson