Şu İstanbul garip şehir... Ne yapıp edip kendini sevdirmenin bir yolunu buluyor. Eyyûb Sultan'da bir sabah namazı saadeti, Hz. Eyyûb el Ensâri'den sızan bir ışık demeti; Fat'in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezanın, Hırka-i Saadet Dairesi'nde dört asırdan fazla geceli gündüzlü okunan Kur'an-ı Kerim'in hatırası birleşip yepyeni bir İstanbul manzarası çizer hafızanızda... Sokak başlarında karşınıza çıkıveren çeşme, gölgesinden hiçbir şey kaybetmemiş ihtiyar çınar, hâlâ Müslüman saatlerin izlerini taşıyan mütevazi bir sokak, Nuru Osmaniye minaresinden yükselen ezan ve camlarda oynaşan tanıdık bir İstanbul güneşi, manzarayı yavaş yavaş tamamlar. Eski Üsküdar'dan, Kız Kulesi'inden haber getiren yorgun bir akşam rüzgârıyla bir kez daha yelkenleri indirir ve teslim olursunuz İstanbul'a. Yine sen kazandın İstanbul! dersiniz. Hasretle aşk arasında yaşadığımız tanımsız şehir!
Diğer Ali Çolak Sözleri ve Alıntıları
Çorbaların kralı tarhanadır. Onun dışındakiler müsveddesidir çorbanın.
"Her çocuğun bir yıldızı vardır." derdi annem. Gökte tutuşmuş gibi yanan ve gecenin tavanında kıpırdayan bu kandillerden hangisi benim yıldızım?
İşini sevmeyen adamın mutsuzluğu çekilir çilelerden değildir. Her gece bir kâbus, her gün bir işkence kesilir ona. Ekip biçtiği yalnız ümitsizlik olur. Russell, işini sevmeyen adama, daha az kazançlı, ama sevebileceği bir işe geçmesini salık verir. "İşinden utanç duyan bir adamın kendine karşı saygı beslemesi zordur." der.
İnsanlar! demek geliyor içimden. "Ey insanlar, nisandan haberiniz var mı? Kuş seslerinden, lalelerden, akşam rüzgarlarına karışan erguvan renklerinden haberiniz var mı?"
Penceremden yıldızlar görünmese, yaz hüzünlerine nasıl dayanırım?
Söylenen her söz biraz eksik, her şarkı biraz yarım sanki.
Sen, şimdi kalkıp oralara gitmelisin. İnce yağmurlara kapılıp dağlara doğru yürümelisin. Şehri bir kaplayıp bir açılan sis olmalı, sisler ardından nühüft bir beste gibi sesin ışımalı, vapur düdükleri bir daha, bir daha duyulmalı...
Yazar denen adamın işi nedir ki? Harfler dizisinden cafcaflı saraylar kurmak... Allah'ın kendisine üflediği candan bir nefes de kelimelere üflemek. Kelimeleri canlandırmak, sonra onların içinde kendi dünyasını kurmak, süsleyip giydirmek ve okurun yüreğine salıvermek. Okur adında birileri dokunsun ona, içinde çarpan yüreği görsün, sesini çoğaltsın diye... Yazarla okurun alışverişi burada başlar işte. Kelimenin, varıp ateş gibi okurun yüreğine dokunduğu yerde.
Kimin yüreği göklere benziyorsa ve kim yağmurla dost olmuşsa o çağırabilir bulutları. Yağmuru onun elleri yağdırabilir.
Mevsimlere meyli olmayan, yağmurların dilinden anlayamaz. Yaz yağmuru, gençlik aşkları gibi deli doludur. Güz yağmurları; aceleci, rengarenk ve kokulu... Kışın yoğun, rahat ve kalıcı yağmurlar yağar. Ve nisan yağmurları... Renkler, sesler, gökkuşağı ve bereket... en neşeli yağmurdur nisan yağmurları. Sonra kırkikindi yağmurları. İyi düşler ve iyi dilekler gibi... Koskoca bir yılın özeti... Ilık, şeffaf ve ışıl ışıl...
Abdurrahim Karakoç
Stephen King
Abdülkadir Geylani
Ahmet Hamdi Tanpınar
Hermann Broch
Metin Hara
Sezai Karakoç
Sezgin Kaymaz
Virginia Woolf
Adalet Ağaoğlu