Keşke eylül hiç bitmese, uçuk güneşler ve ince bir serinlik doldursa günlerimizi. Yağmurlar böyle ince ince yağsa, sebepsiz hüzünlerle alıp başımızı gitmek istesek. Ve hep böyle tüy kadar hafif olsa gövdemiz.
Şu İstanbul garip şehir, ne yapıp edip kendini sevdirmenin bir yolunu buluyor. Eyüp Sultan'da bir sabah namazı saadeti, Hz. Eyüp el-Ensari'den sızan bir ışık demeti; Faih'in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezanın, Hırka-i Saadet Dairesi'nde dört asırdan fazla geceli gündüzlü okunan Kur'an-ı Kerim'in hatırası birleşip yepyeni bir İstanbul manzarası çizer hafızanızda. Sokak başlarında karşınıza çıkıveren çeşme, gölgesinden hiçbir şey kaybetmemiş ihtiyar çınar, hâlâ Müslüman saatlerin izlerini taşıyan mütevazı bir sokak, Nuru Osmaniye minaresinden yükselen ezan ve camlarda oynaşan tanıdık bir İstanbul güneşi, manzarayı yavaş yavaş tamamlar. Eski Üsküdar'dan, Kız Kulesi'nden haber getiren yorgun bir akşam rüzgârıyla bir kez daha yelkenleri indirir ve teslim olursunuz. "Yine sen kazandın İstanbul!" dersiniz. Hasretle aşk arasında yaşadığımız tanımsız şehir!
Hatıralar hürmetine yaşadığımız şehirdir İstanbul. Durup eski İstanbul üstüne kitaplar, şiirler okuyan, sararmış İstanbul resimlerinde gezintiye çıkan insanlar, "Kubbede kalan hoş bir sada" dan başka ne arar ki?
"Bir iklimin manzarası, mimarisi ve halkı arasında hâlis ve tam bir âhenk varsa orada gözlere bir vatan tablosu görünür." der Yahya Kemal. Eski İstanbul hayatı belki de en güzel bu 'âhenk' kelimesinde anlamını bulur.
Yazarla okur arasında, 'yazı'nın ateşlediği bir gönül bağı, bir dostluk kurulur. Her yazı ve her kitapla biraz daha güçlenir bu bağ, alevlerin boyu yükselir. Biri diğerine ihanet etmedikçe sürüp gider bu dostluk. Birbirlerini hiç görmeseler ve tanımasalar da, aynı ateşin alevinde ısınırlar.
Şiir bizi dar, tekdüze ve gerçeklerin soğukluğunu taşıyan bu dünyadan alır, daha üst bir dünyaya, daha yumuşak ve renkli bir âleme götürür.
Yitirdiğinin farkına varmak, belki de aramaya başlamak için ilk adımdır.
Yürüyüşümün ritminden ıslanır İstanbul. Hüseyin Atlansoy (13)
İnsan yürüyüşünden belli olur. "Kendi olma"nın en belirgin işaretidir yürümek. Düşüncenizin kararlılığı, inceliği yahut dağınıklığı adımlarınıza vurur. (13)
Gariptir insanoğlu; yürümez, sevmez, mektup yazmaz, ağlamaz ve dua etmez... Sonra da mutlu olamıyorum, der! (16)
George Orwell
Desiderius Erasmus
Peyami Safa
Mustafa Kutlu
Mustafa Ulusoy
Patrick Süskind
Stanislaw Lem
Chris Cleave
İlber Ortaylı
Sevan Nişanyan