''Çevremizdeki Süpersınıf'a bir bak.Bir hayır derneği müzayedesinde işe yaramaz bir nesneye bir servet ödemeye ya da Ruanda'daki evsiz barksızlara yardım etmek, Çin'deki pandaları kurtarmak üzere para toplamak amacıyla düzenlenen bir akşam yemeğine katılmaya hazır oldukları için kendilerinin çok önemli olduğunu sanıyorlar, topluma karşı ne kadar duyarlı olduklarını düşünüyorlar.Pandalarla evsiz barksızların bir farkı yok onların gözünde.Yararlı bir şey yaptıkları için kendilerini çok özel sanıyorlar,sıradan insanlardan çok üstün görüyorlar kendilerini.Hiç savaşa gittiler mi acaba? Ne gezer.Savaşlara yol açan onlardır,ama savaştıkları hiç görülmemiştir. Savaş iyi giderse,kaymağını onlar yerler.İyi gitmezse,suçlanan başkaları olur.Onlar kendilerine aşıktır...''
"Toplanan paranın yalnızca yüzde onu hedefe ulaşacak. Geri kalanı bu gecenin, bu akşam yemeğinin masraflarına, tanıtıma ve organizatörlere gidecek, kısacası, herşeyden önce bu 'parlak fikri' bulanlara akıllara durgunluk veren paralar ödenecek. Yoksulluğu daha da zengin olmanın bir yolu olarak kullanıyorlar..."
Büyüyen sevgi şans getirir, büyüyen nefret ise felaket...
"Toplum, suçu önlemek için harekete geçmiyorsa, insanlar da doğru olduğunu sandıkları her şeyi yapmaya hak kazanırlar..."
"Evet, biyolojik araştırmalar, yaşadığı gölden alınmış suyla dolu bir kaba konulan bir kurbağanın, su yavaş yavaş ısıtıldığında orada hiç kıpırdamadan durduğunu ortaya koyuyor. Kurbağa sıcaklığın giderek artmasına, çevresindeki değişikliklere tepki vermiyor ve su kaynama noktasına vardığında, tombul ve mutlu biçimde ölüyor. "Buna karşılık,kaynar suyla dolu bir kaba atılan bir kurbağa o anda dışarı fırlıyor, haşlansada hayatta kalıyor" Ben de o yavaş yavaş kaynatılmış kurbağa gibiydim. Değişiklikleri fark edemiyordum. Her şeyin yolunda gittiğini, Kötü giden şeylerin zamanla düzeleceğini sanıyordum. Ölmeye hazırdım, çünkü hayatımdaki en önemli şeyi kaybetmiştim ama tepki göstereceğim yerde, gittikçe ısınan suyun içinde hiçbir şey hissetmeden oturuyordum..."
İnsanlar hiç tatmin olmazlar. Ellerindeki azsa, daha fazlasını isterler. Ellerindeki çoksa, daha da çoğunu isterler. Daha da çoğunu elde ettiklerinde ise, keşke azla mutlu olabilseydik derler, ama bu yönde küçücük bir çaba bile harcayamazlar...
''Ruh, güzel ve derin olan her şeyi sever...''
Ama işte hayat böyle: Ne fazla şikayetçi ol, ne de fazla beklentili...
Gençlik budur işte, kendi sınırlarını çizer, beden dayanabilecek mi hiç aldırmaz.
Yasaların sorunları çözmek için değil, çelişkileri mümkün olduğunca uzatmak için yapıldığını çabuk kavramıştı.
Ömer Nasuhi Bilmen
James Joyce
İpek Ongun
Azra Erhat
Nazım Hikmet Ran
Nihat Genç
Osman Nuri Topbaş
Kahraman Tazeoğlu
Yalçın Tosun
Mürvet Sarıyıldız