Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini bilmez. Tıpkı şu, düşleri gerçeğe dönüştürmeyi beceremediği halde düş yorumculuğuna kalkışan cadı gibi.
Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkalarından farklı olanlar.
O kişi yalnızca onun deli hayallerinde yaşasa bile, istediği gibi yaşamaya ve ölmeye hakkı vardı.
İnsanlar ancak koşullar buna el verdiğinde delirme lüksüne sahiptiler.
Herkesin mutlu olmasına gerek yoktur. Dahası, dünyada kimse bunu başaramaz. Hayatın gerçekleriyle başa çıkmayı öğrenmek gerek (Syf 41).
Kendi arzuladığımız kişi değiliz. Toplumun talep ettiği kişiyiz. Anne babamızın istediği kişiyiz. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemeyiz, sevilmeye çok ihtiyacımız vardır. İşte bu yüzden en iyi yanlarımızı bastırırız. Rüyalarımızın ışığı olarak gördüğümüz şey yavaş yavaş kabuslarımızın canavarına dönüşür. Gerçekleştiremediğimiz şeyler, yaşamadığımız olasılıklardır bunlar (Syf 146).
Çünkü, biz insanlar Tanrı'dan uzaklaştığımızdan varlığımızı parçalanmış halde sürdürürüz. Birleşmeye uğraşsak da bunu nasıl başaracağımızı bilmeyiz, bu yüzden de geçmek bilmez bir memnuniyetsizlik içinde yaşarız. Toplum yasalar çıkarıp yasaklar koyar ama bu da sorunu çözmez (Syf 186).
Bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar
"Aşk, sevilen nesnenin yanında bulunmayı zorunlu kılıyordu."
Oysa insanların en büyük deliliği de bu, yani sevgi.
Eduardo Galeano
Yılmaz Özdil
Jack London
Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Murat Gülsoy
Kürşat Başar
İlhan Berk
Cem Mumcu
Umberto Eco
Cezmi Ersöz