"...Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildi. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu."
..."Evrenin Ruhu, bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer. Bize karşı kötü duygular beslediği için böyle davranmaz. Düşüşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra, ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi ister. Ama insanların çoğunluğu, işte bu anda vazgeçerler. Çölün dilinde biz bu durumu şöyle tanımlarız: vahanın palmiyeleri ufukta görünmüşken susuzluktan ölmek." Delikanlı ülkesinde söylenen eski bir atasözünü anımsadı: En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.
En uzun ağaçlar dahi böyle küçücük tohumlardan çıkar. Bunu unutma ve hayatta sakın aceleci davranma.
Herkes tehlikeyle flört eder, yeter ki gerçekte var olmasın.
Aşk bir zehirdir.İnsan aşık olduğu anda hayatının dizginlerini kaptırır,varlığı tehdit altındadır artık;çünkü gönlü ve aklı bir başkasının olur.Sevdiği kişiyi elinde tutmak için her şeyi yapmaya hazır hale gelir,tehlike algısını kaybeder. Aşk denen aciklanamaz ve tehlikeli şey benliğini yeryüzünden süpürüp yerine sevdiği kişinin arzuladığı türde bir insan bırakır
"Çiçekler hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretir bize; ne güzellikleri kalıcıdır ne de solgunlukları; çünkü sonradan yeni tohumlar verirler. Mutluyken de üzgünken de hatırla bunu. Her şey geçip gider, yaşlanır, ölür ve yeniden doğar.
Aşk bir zehirdir. İnsan aşık olduğu anda hayatının dizginlerini kaptirir, varlığı tehdit altindadir artik; çünkü gönlü ve aklı bir başkasının olur. Sevdiği kişiyi elinde tutmak için her şeyi yapmaya hazır hale gelir, tehlike algısını kaybeder. Aşk denen açıklanamaz ve tehlikeli şey benliğini yeryüzünden süpürüp yerine sevdiği kişinin arzuladığı türde bir insan bırakır.
Kafesteki kuş özgürlük şarkıları söylese de tutsaktir.
Fransızlarin la vraie vie yani hakiki hayat dedikleri şeyin peşindeyim; tarif edilmesi zor güzellikler ve derin bunalımlar, sadakatle ihanet, korku ve huzur arasında gidip gelen bir yaşam.
Savaşların ilk kurbanı insanlık onurudur. Hapse atilisiniz, önceden de söylediğim gibi , Fransız Askeri Teşkilatı nin gücünü vurgulayacak, dikkatleri savaş meydanlarında canlarını kaybeden binlerce gençten başka tarafa çekmeye yarayacaktı. Barış zamanında kimse böyle saçmalıkları kanıt olarak kabul etmezdi. Savaş zamanindaysa aynı iddialar, mahkemenin sizi ertesi gün hapse atması için yetiyor
Julie Garwood
Thomas Harris
Marguerite Duras
Beyazıt Akman
Cengiz Gündoğdu
Jennifer L. Armentrout
Yılmaz Yeşildağ
Turgut Uyar
Mark Twain
Joseph Conrad