"Onlar, onlar kurtulabilseydi eğer Üstelik can verildi bunun için Parçalanıp düşüldü, Sözleşildi, koşuldu, çırpınıldı... Ne mahpusluk, ne ayrılık incitir içi Dayanılmaz olurdu Ne susuşlar, ne keder bölebilirdi derinliği"
Yusuf' un gözüpekliği garip bir şekilde köpeği ürkütmüştü.
Yavrularını yiyen dişi kediler gibi, gençliğin kanını içerek, fosilleşip köhneleşmiş gövdelerine zindelik kazandırabileceklerini, yabancı efendileriyle, onların işbirlikçisi sermaye çevrelerine yaranacaklarını umanların kahpece çabalarına rağmen inanmak istemiyorduk.
Ve içlerinden bazıları düşünmeye başlar. Düşünür ve düşündükçe yiğitlenir, korkusuzlanır, bilinçlenir. Eğilir halkın acılarına. Umut verir. Halkın umudu bir nehre benzer.
En iyi lider en iyi militan olandır.
Beş kişi ölümle yüz yüze getirilmeyi bekliyordu. Üçünün durdurulacaktı yüreği. İkisi avukattı; durdurup yüreklerini darağacında üç kişiyi seyredeceklerdi.
"...Serbest olan tek şey soluk almaktı. Oksijeni azaltılmış bir akvaryumdaki balıklar gibi o da..."
"Ankara'da üç dal fidan; ellerinde bıçkılarla gelenlerin ayak seslerini dinliyor."
Dışarıda aynı gün, aynı dünya, aynı insanlar. Ve ilk kez o gün anladım, bir odanın, bir evin, bir sokağın, bir şehrin bir insana düşmanca bir acı verebileceğini...
Mayıs'ın 6'sıydı.Şafak sökmeden,gerilemeden karanlık,gün yükselmeden,darağacına çıkacaktı Deniz,Hüseyin,Yusuf.Görevliler doldurmuştu her yanı.Sanki bir şeylerden bir şeyleri kaçırıyorlardı.Telaş içindeydiler.
Ercan Kesal
Yılmaz Özdil
Martin Lings
Sema Kaygusuz
Muhyiddin İbn Arabi (Ebû Bekir Muhammed b. Ali)
Bertolt Brecht
Mihail Afansyeviç Bulgakov
John Verdon
Ahmet Mithat Efendi
M. Fethullah Gülen