Zaman durmuştu sanki; ya da zamanı zamansız bir şey ağzına almış, kocaman devinimlerle hapır hupur geveliyordu. Korkuyla Yaralı Dört Keklik öyküsünden..
Ağlayınca, meme diye namlu sokmuşlar ağzına, bu yüzden ana kokusuyla barut kokusu yan yana yeşermiş beyninde.
Ağlayınca, meme diye namlu sokmuşlar ağzına, bu yüzden ana kokusuyla barut kokusu yan yana yeşermiş beyninde.
Kulaklarım saatin tiktaklarına asılı kalmış, gözlerim anlaşılmaz resimler çiziyor tavana.
Ya öldürmeliyiz birbirimizi, ya da çekip gitmeliyiz bu evden
Bir horoz ötüyordu alacakaranlığın içinde. Her şeyi alıp sesinde topluyordu sanki
Bir horoz ötüyordu alacakaranlığın içinde. Her şeyi alıp sesinde topluyordu sanki
O, etinin diriliğini parmaklarında, nefesinin sıcaklığını yüzünde duya duya bir insanı boğamazdı. Bıçak da sokamazdı kimsenin karnına. Her şey birdenbire olmalıydı; birkaç el silah sesi, biraz duman...
Kul yapısı bir dişle tanrı katına çıkmak külliyen günah!
Kim bilir belki de, aynı yolu yürümekten ayakları, aynı renkleri görmekten gözleri, aynı sesleri duymaktan kulakları ne kadar tez körelmişti on üç yıldır? Aynı, aynı, aynı... Bu aynılar o kadar çoktu ki yaşamında, o kadar çoktu ki...
Cesare Pavese
Mustafa Balbay
Ziya Gökalp
Umut Sarıkaya
Tezer Özlü
Emine Şenlikoğlu
William Golding
Ali Şeriati
Jean de la Fontaine
Ömer Hayyam