Açlık insanı omurgasız ve beyinsiz bir hale indirgiyor; bu açıdan en çok gribin yan etkilerine benzetilebilir. Kendinizi bir denizanası gibi ya da vücudunuzdaki tüm kan dışarı pompalanmış da yerine ılık su konmuş gibi hissediyorsunuz.
"Şık" bir otel özetle, iki yüz kişi aslında istemediği şeyler için yolunabilsin diye yüz kişinin saçını süpürge ettiği yerdir.
Giysiler çok güçlüdür. Berduş giysileri giydiğiniz zaman, en azından ilk gün tamamen aşağılanmış hissetmemek çok zor. Mantıksız da olsa gerçekten hapisteki ilk gece hissedeceğiniz utancı hissedebiliyorsunuz.
Ayaktakımı korkusu mantıksız bir korku. Zengin ile fakirin arasında, sanki zenciler ile beyazlar gibi iki farklı ırklarmışçasına, esrarengiz, temel bir farklılık yattığı görüşüne dayanıyor. Oysa gerçekte böyle bir farklılık yok. Zengin ve fakir toplulukları sadece gelir oranlarıyla ayrışıyor, başka hiçbir şeyle değil; sıradan bir milyoner sadece yeni bir takım elbise giymiş sıradan bir bulaşıkçıdır. Yer değiştirip "o piti piti" yap, bakalım hangisi adalet, hangisi hırsız? Yoksullarla eşit şartlarda bir arada bulunmuş herkes bunun gayet iyi farkındadır. Ama sorun, kültürlü, zeki insanların, tam da liberal görüşlere sahip olması beklenen insanların asla yoksulların arasına karışmaması. Zira eğitimli kesimin çoğunluğu yoksulluktan ne anlar?
Küfretmekteki amacımız karşımızdakini şok edip yaralamak, bunu da gizli tutulması gereken bir şeyden, çoğunlukla cinsel işlevlerle alakalı bir şeyden bahsederek yapıyoruz. Ama işin tuhaf yanı şu ki, bir kelime küfür olarak yerleştikten sonra gerçek anlamını, yani onu bir küfre dönüştüren özelliği kaybediyor. Bir kelime, belirli bir anlama geldiği için bir küfre dönüşüyor ve bir küfre dönüştüğü için o anlamını yitiriyor.
Tabii bizim gibi insanların sorunu, diye içimden geçirdim hepimizin kaybedecek bir şeyleri olduğunu sanmamız.
Onun gözünde, bir davranış sırf etkisiz olduğu için anlamını yitirmezdi. Birini seviyorsan gerçekten severdin, verecek başka hicbir şeyin yoksa bile sevgjn yeterdi. Verecek çikolata kalmadığında, annesi çocuğu sımsıkı göğsüne bastırmıştı. Bunun hicbir yararı yoktu, hiçbir şeyi degistirmiyordu,çikolatayı geri getirmiyordu,çocuğun ya da kendisinin ölümünü önlemiyordu;ama böylesi ona doğal geliyordu.
Çünkü boş vakit ve güvenlik herkesçe paylasildiginda, yoksullugun serseme çevirdiği geniş kitleler okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zamanda hiçbir işe yaramayan sonunda fark ettigi ayrıcalıklı azınlığı ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürdürebilirdi.
Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını da kaçırmıyorlardı.
Duygularınızı değiştiremezlerdi; siz kendiniz bile, isteseniz değiştiremezdiniz onları. Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en ince ayrıntısına dek ortaya çıkarabilirler, ama gönlünüzün derinliğine, işleyişini sizin bile bilmediğiniz o yere el uzatamazlardı.
Jean Paul Sartre
Halid Ziya Uşaklıgil
Henry David Thoreau
Stephen King
Yekta Kopan
Cemal Süreya
Senai Demirci
Özdemir Asaf
Lawrence Durrell
Mustafa Ulusoy