Onca yıllık ölümden sonra dirilere duyulan hasret öylesine yoğun, İki çift laf etme özlemi öylesine büyük, ölümün içindeki öteki ölümün yakınlığı öylesine korkunçtu ki...
"Babam ne diyor..?" diye sordu. Ursula, "Çok üzgün," dedi. "Senin öleceğini sandığı için üzülüyor." Albay gülümseyerek karşılık verdi. "Ona de ki," dedi, "insan ölme zamanı geldiğinde değil, ölebildiği zaman ölür...."
"Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha..."
Aşkların en çılgınca ve en vazgeçilmez olanının ömrün sonundaki bir anlık gerçek olduğunu akıllarından çıkarmamalarını öğütlemeye başladı...
"Ölümü umursamadığı yoktu ama yaşam çok şey demekti..."
Yaşamla hesabını kesin olarak kapatırken kendi insanlarını düşündükçe insan duygulanmıyor, en çok nefret ettiği kişileri aslında nasıl sevmiş olduğunu anlamaya başlıyordu...
Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.
Bazen kaderimiz bizleri görünmez kılar.
Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu
"Tahmin edebiliyorum, çocuklar," demişti kadın da. "Namus meselesi beklemez."
Seda Akgül
Bilge Karasu
Woody Allen
Henri Beyle Stendhal
Mustafa Kutlu
Stephenie Meyer
Mihail Afansyeviç Bulgakov
Charles Bukowski
James Joyce
Halide Edib Adıvar