Soluğunu hissetmek istiyor bindiği atın, ormanda gezinirken yaprakların hışırtısını duymak, vurduğu avın avcısını gözleriyle görmek; tabiat, kendisi var olduğu sürece anlamlı çünkü. Tenine dokunan rüzgar o hissettiği için manalı, dalın üzerinde gezinen böcek o fark ettiği için harika.
''Tek kahramanım var!''diyor. ''Bütün ruhumla sevdiğim, bütün güzelliğiyle çizmeye çalıştığım tek kahraman:GERÇEK!'' Ve şöyle devam ediyor sözüne:''Dün de en güzeli oydu, bugün de; yarın da en güzeli olacaktır!''(Tolstoy)
Çalınan her kapı hemen açılsaydı, ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı. Bir kelebek avcısı bile çalıların yırttığı ayaklarla koşmak zorundaysa, hayatın anlamını eliyle koymuş gibi bulmak kimin harcıydı?
İnsan Allah'a ancak yapayalnızken yaklaşabilir.
İnsan ne tuhaftı. Kah Musa oluyordu, kah Firavun, kah bahar oluyordu, kah kara kış, kah damla oluyordu, kah deniz, kah bülbül oluyordu, kah dilsiz. Hak dilerse hatalarıyla bile hayra yöneltiyordu insanı. Ölmeden önce öldürüyor, sonra ''Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın'' dedirtiyordu ona. İşte o zaman sen ben davası son buluyor, varlığın anlamı keşfediliyor, hakikat Yunus'un diliyle, ''Sorun Tapduklu Yunus'a bu dünyadan ne anladı/Bu dünyanın kararı yok sen neyimiş ben neyimiş'' diyordu. İşte o zaman ebedilik mührünü taşımayan her şeyin değeri düşüyor ve sonsuzluğun mirasçıları büyük bir özgüvenle sesleniyordu herkese: ''Eğer bizden almazsanız, siz satınız biz alalım/Zira bizim bu gönlümüz sermayeli dükkan imiş.''
Bir'e teslim olunca bütün kayıklar nasıl da yüzmektedir!Bire inince yüz ne kadar da mütebessim.
Hayatla ölüm arasında son bir kez çırpındım ve içimde olanları tekrar gözden geçirmeye başladım. Birdenbire ancak Allah'a inandığım zamanlarda yaşadığımı fark ettim. Sırf O'nu düşünmekle bile, hayatın dalgaları kabarıyordu benliğimde. Çevremde her şey canlanıyor, her şey bir anlam kazanıyordu. Halbuki O'nu unuttuğumda ve O'ndan uzaklaştığımda yaşamla olan bağlantım kesiliyor, hayat duruveriyordu. 'Öyleyse ne arıyorsun daha?' diye haykırdı içimden bir ses...O gün bugün, bu ışık hiç bırakmadı beni.
Hayatla ölüm arasında son bir kez çırpındım ve içimde olanları tekrar gözden geçirmeye başladım. Birdenbire ancak Allah'a inandığım zamanlarda yaşadığımı fark ettim. Sırf O'nu düşünmekle bile, hayatın dalgaları kabarıyordu benliğimde. Çevremde her şey canlanıyor, her şey bir anlam kazanıyordu. Halbuki O'nu unuttuğumda ve O'ndan uzaklaştığımda yaşamla olan bağlantım kesiliyor, hayat duruveriyordu. 'Öyleyse ne arıyorsun daha?' diye haykırdı içimden bir ses...O gün bugün, bu ışık hiç bırakmadı beni.(tolstoy)
İnsan küçümsedikçe nasıl da küçülüyor! Küstah bir hırsız gibi yerin ve göğün kapılarında nasıl da döndürmeye çalışıyor anahtarını! Boynundaki fotoğraf makinesi değil, ağır bir taş. Çektikçe çekiliyor dibe, parlatarak kibrin flaşını. Ah Batılılar! Yoksul Hintlileri resmederken başlarındaki güneşten tacı çizmiyorsunuz. Yanılmaz aklınıza yaslanıp yargılar doğuruyorsunuz küvezlerde yaşatılan. Bir çiğ damlasına merceklerinizin merdiveniyle çıkmaya çalışıyorsunuz nefes nefese;göze görünen ve görünmeyen her şeyin aynı bütünün parçaları olduğundan habersiz! Halbuki çiğ damlası bakın ne fısıldıyor göle:''Sen nilüfer yaprağının altındaki büyük çiğ damlasısın, ben de üstündeki küçük çiğ damlası!''"Kudretli çöl, başını sallayan, gülen ve uçuşan bir ot yaprağının aşkı ile yanıyor. Aşk evet, bilmezsiniz onu siz, ihtirası tanırsınız, aşkın soysuzlaşmış şeklini. Bu yüzden hep küçümseyerek bakarsınız zayıflara, rüyalarda kalır insanlığın saadeti. Biliyor musunuz, hakikatle irtibatınızı kestiğinizden bu yana ateşle oynuyorsunuz. Dünya atlaslarını değiştirirken kanatlarınız yanıyor ve 'insan'a bir türlü yaklaşamıyorsunuz! Yine de kara kışı birbirimize sokularak atlatacağımızdan endişeniz olmasın! Hem hepimiz bir yıldızız, ne çıkar ateş böceği sansanız bizi!"
...bastığı yerlerde ot fışkırıyor, baktığı dağlardan kayalar yuvarlanıyor, bulutlar damlalarını bırakmak için onun altından geçmesini bekliyorlar, ay geceleri sokağa çıktığında buluttan sıyrılıp dünyaya öyle bir hızla koşuyor ki ,görenler bir göktaşı gibi yeryüzüne çakılacağını sanıp dehşete kapılıyorlar.
Haruki Murakami
İlber Ortaylı
Murat Uyurkulak
Sevan Nişanyan
Ahmed Arif
Metin Eloğlu
Daniel Klein
Gustave Flaubert
İskender Pala
Marquis de Sade