Zaman öldürmekten başka şeyler yapın. Çünkü zaman sizi öldürüyor.
Kimi köprüleri geçmem, kimilerini ise yıkmam gerektiğini yaşayarak öğrendim.
"Yapman gereken sadece dikkat etmek;dersler daima sen hazır olduğunda gelir ve sen işaretleri çözebilirsen bir sonraki adımı atman için bilmen gereken her şeyi öğrenebilirsin."
Dünyada hiç bir şeyin kendisi kadar önemli olmadığı bir dönem geçirmişti. O dönemde birkaç erkek arkadaşı olmuş ve hiç birini sevdiğine inanmamıştı, ama sonra aşkın bir dakika içinde bitiverdiğini görmüştü. O zamana kadar geçirdiği deneyimler arasında en zor olanı aşktı.
Büyü bir köprüdür. İnsanın görünür dünyadan görünmeyen âleme geçmesini ve her iki dünyanın derslerini de öğrenmesini sağlayan bir köprüdür.
İnsanlar reenkarnasyonu düşünürken, çok zor bir soruyla karşı karşıya kalırlar: eğer başlangıçta yeryüzünde o kadar az kişi ve şimdi de bu kadar çok kişi varsa, bütün o yeni ruhlar nereden geldi? Cevap basit bir takım belirli reenkarnasyonlarda ikiye bölünürüz. Ruhlarımız tıpkı kristaller ve yıldızlar gibi, hücreler ve bitkiler gibi bölünür. Ruhumuz ikiye bölünür, o yeni ruhlar da sırayla ikiye bölünürler; böylece birkaç kuşak içinde Yeryüzü?nün büyük bir bölümüne dağılmış oluruz.
Bizler simyacıların ?Anima Mundi? yani Dünya?nın Ruhu dedikleri şeyin parçalarını oluşturuyoruz.? Bu yüzden ikiye bölündüğümüz gibi, bazen de kendimizi buluruz. Kendimizi bulma sürecine Aşk denir. Çünkü bir ruh bölündüğü zaman, her zaman bir erkek bir de dişi parçaya bölünür. Her yeni yaşamda, bu ruh-eşlerinden en az birini bulmak için gizemli bir zorunluluk duyarız. Onları ayırmış olan Büyük Aşk, onları yeniden bir araya getiren Aşk?la mutlu olur. İnsan ruh-eşini gözlerinde ki ışıktan tanıyabilir, ezelden beri insanlar gerçek aşkı böyle bulmuşlardır.
Çok güçlü bir büyücü, bütün bir ülkeyi yok etmek ister, o ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atar. Kuyunun suyunu kim içerse delirecektir. Ertesi sabah, herkes kuyudan su çekip içer, hepsi de delirir. Yalnızca kraliyet ailesi, kendilerine ait özel bir kuyudan su çektiklerinden, sihirbaz da o kuyuyu zehirlemeyi beceremediğinden delirmezler. Tabii kral çok kaygılanır, halkının sağlığını ve güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir. Ancak polisler ve müfettişler de halkın içmiş olduğu suyu içmiş olduklarından kralın emirlerini saçma bulurlar, uygulamazlar. Ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tacını ve tahtını bırakması için gösteriler yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der ki; gel biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz. Ve öyle yaparlar: Kral ve kraliçe cinnet suyunu içip anında saçma sapan konuşmaya başlarlar. Bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur; öyle ya madem kral bu kadar bilgece konuşuyor, onu alaşağı etmenin anlamı yoktur. Ülkede barış ve huzur tekrar hüküm sürer, bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsemiştir, ama kral ölüme dek ülkesini yönetebilmiştir.' Aynı kuyunun suyunu içmiş olan herkes kendini normal sanar, kendileri gibi olmayanı ise deli ilan ederler."
Mantıklı olan tek şey şu dünyada hoşça vakit geçirmektir.
"...'Belki de Tanrı, çölü, insanlar hurma ağaçlarını görünce sevinsinler diye yarattı.' diye düşündü..."
Max Weber
William Shakespeare
Jonathan Swift
Peyami Safa
John Green
Robert Louis Stevenson
Semih Gümüş
Umut Sarıkaya
Bülent Parlak
Milan Kundera