Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi. Boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme. Boşuna tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım; tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim.
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır?
Benim için anlatmak, açıklamak, ancak kelimelerin anlamını değiştirmekle mümkün olacak galiba. Ben o yıllarda kelimelerin anlamlarını doğru dürüst bilmiyordum bile. Zaten hiç bir zaman kelimelerin anlamını doğru dürüst bilemedim. Her zaman kelimelerin, cümlelerin, insan üstüne bir mızrak gibi saldıran düşüncelerin bunaltıcı baskını duydum. En iyisi kendinle konuşacaksın, kendine yorumlayacaksın okuduklarını.
... yani özetle, herkes bir şeyler yapabilsin diye biz, bir şey yapmamak suretiyle, hep sizler için bir şeyler yapmaya çalıştık. Bütün bunlar olurken bir takım adamlar da anlayamadığımız sebeblerle anlayamadığımız davalar uğruna yalnız başlarına ölüp gittiler. Böylece bugüne kadar iyi (siz) kötü (biz) geldik.
Süleyman'da kalmadığıma iyi ettim. Bir yerde söz biter: iki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki aklın orada kalsın.
'Masum insanlara kötülük ediyorlar, gerçek olaylara karşı güvenimizi sarsıyorlar.' Göz ucuyla Metin'e baktı. 'İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.'
Beni bu sıcak ülkenin prensesiyle evlendirdiler; oysa ben sarışınım. Buzlu çöllere alışkınım.
Ben bunlarla uğraşırken, beyaz atlı prensiniz size rahatlık dağıtacak. Hani sinemalarda, reklam filimlerinde, kendi kendine pişen yemekler, ipe dizilen çamaşırlar, banka kasalarından kalkıp cebinize giren paralar var ya, onun gibi olacak işte. İnsanlar gibi eşya da halden anlayacak; insana karşı kör ve anlamsız direnmeden vazgeçecek. Çok sıkılırsan, oturup masanla bir çift laf edebileceksin. (288)
Turgut, korunmasını bilen bir iş kovalayıcısıydı. Bilinmeyen kurallarla yönetilen bu ülkeye her girişinde, ürkütülmemesi gereken yaratıkların beklenmeyen davranışlarına saygı gösterirdi; yapmacık sabrını sonuna kadar sürdürürdü.
Ne olağanüstü bir ülkedir! Bir şey mi istediniz, derler. Çünkü esrarlı ve bu dünyanın insanlarının akıl erdiremediği işlerle uğraşırlar. İşim olmasaydı, bu soruna karşılık sana iki perdelik bir Moliere oynardım ki...
Necib Mahfuz
Nora Roberts
Ahmet Ümit
Boris Vian
Lawrence Durrell
Murat Uyurkulak
James Dashner
Albert Camus
Hıfzı Topuz
Muhyiddin İbn Arabi (Ebû Bekir Muhammed b. Ali)