Uzaktan bakıyorum: bazıları hızlı hızlı okuyor kitapları, sonuna varmak için. Son sürat yaşıyorlar aşkı da. Yaşıyor ve tüketiyorlar. Sevgililerinden ayrılınca bir fast-food restoranından çıkmış gibi hissediyorlardır herhalde; yok ama tatmin olmamış.
İnsanın yeryüzündeki macerası, ne kadar yalnız olduğunu keşfetmesiyle başlamıştı belki de.
Çünkü eskimenin getirdiği güzel şeyler de var; biz onlara ''yaşanmışlıklar'' diyoruz.
Eskimek güzel şey aslında. Bizi kusursuz taş bebekler ya da gıcır gıcır vitrin mankenleri olmaktan kurtarıp insana dönüştürüyor.
Zaten bavullar sabırlı eşyalardır: sıranın kendilerine er geç geleceğini iyi bilir ve beklerler.
Gerçi bakımsız ve hüzünlü bir odaydı, ama odaydı sonuçta; içine girip kapısını kapatınca kendinizle kalabiliyordunuz.
Pascal haklıdır belki de; büyün belalar odamızın dışına çıktığımız için gelip bizi bulmaktadır
Zaten sevgiliyi taşımak, din taşımaya benziyor bazen; ikisi de bize cennetin kapılarını vaat ediyor.
Burun kıvırdığımız pop şarkılarında tekrarlana tekrarlana içi boşalmış, saçma sapan bir şey haline gelmişti; sevgi.
Hayat sevgisinin yoksunluğu o kadar büyük bir şey ki, insan onu ilk bakışta göremiyor. Gözlerimiz o karanlığa alışacak önce. Sonra el yordamıyla ilerleyip içimizdeki o küçük ışığı, sönmemekte direnen mum bulacağız.
Abdülkadir Geylani
Jean de la Fontaine
Buket Uzuner
Alain de Botton
Sait Faik Abasıyanık
Rıfat Ilgaz
Oya Baydar
A. Ali Ural
Gabriel Garcia Marquez
Carlo Collodi