Ömer de: "Ben sizi bilirim civan delikanlılar. Bütün fedakarlık hamleleriniz post kapıncaya kadar sürer!" diye söyleniyordu. Bunlardan biriyle konuşurken: "Azizim!" diye sormuştu: "Sen tıbbiyeyi bitirince ne yapacaksın? Köye mi gideceksin?" Öteki birdenbire boş bulunarak: "Ne münasebet!" dedi. Sonra pek ustaca olmayan bir ric'at yaptı: "Mamafih, icap ederse giderim." Ömer: "Pekala, ben de size hak veriyorum, öyleyse ne diye feragat makaleleri, köylüye destanlar yazıp duruyorsunuz? Bak, ben sana, senin neler istediğini sayayım: Evvela, bütün muvaffakıyetin başı olarak büyük bir iltimas arayacaksın... İtiraz etme bal gibi arayacaksın. Ondan sonra memleketin göz önünde bir yerine tayin olunmak... İhtisas yapmak imkanlarını elde etmek... Sonra para kazanmak: Bol bol, avuç avuç, çılgınlar gibi kazanmak... Sonra güzel bir karı almak. Güzel bir karı alıp herkese parmak ısırtmak...Sonra otomobil, apartman... Daha sonra göbek, poker, vesaire. Bir şey dediğim de yok pekala! Demek ki böyle icap ediyormuş, böyle olsun. Fakat bu istikbale hazırlanırken şu yaptığınız işler tarzındaki bir mukaddemeye ne lüzum var? Yarın yaşlanınca eşe dosta: "Gençliğimizde çok idealisttik ama, hayat insanı değiştiriyor...Şimdi realist olduk... Ah, o ateşli günler!" diyebilmek için mi? Bu kısa gevezelik devrine sırtınızı vererek bundan sonraki hayatınızın kepaze ve boş mahiyetini mazur göstereceğinizi mi ümit ediyorsunuz?"
"Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize, itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım! Bu gençleri romantik birtakım emellerle bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve daha muvafık... Hayat bir katakulliden ibarettir." (Nihat)
Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor, Her dakika insanlardan uzaklaşıyor. Zaman zaman mağlup olsam bile etime, İnsan olmak dokunuyor haysiyetime. Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum, İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum.
"Vücut cevhersiz bir kalıp, Hiçe gider hiçten gelip."
Yalnız ona yâr demiştik, Onda bir şey var demiştik, O bizi anlar demiştik, Böyleymiş kara yazımız. Hey gönül gene bu gece Kederin geceden yüce; Gel susalım beraberce: Böyleymiş kara yazımız.
"Bende çok şey var ama / Akıl filan arama"
Göklerin yüzü güldü mü Dünyaya geldiğin zaman?
Hissedince sana vurulduğumu, Anladım ne kadar yorulduğumu, Sakinleştiğimi, durulduğumu Denize dökülen bir pınar gibi.
Bu sükût çiğnenen bir muhabbetin yasıdır. Bu sükût bir kömürün içerden yanmasıdır. Bu sükût beynimdeki cinnetin potasıdır; Görüp aldanmayınız sessizce durduğumu...
Hayat ki akıp gider bulanık bir su gibi, Korkulu rüyalarla geçen bir uyku gibi... Çabalama... kabul et bunu olduğu gibi! Hayattan fazla bir şey bekleyenler delidir...
Ken Grimwood
Hermann Hesse
Wilhelm Reich
Sevim Burak
Sezgin Kaymaz
Attila İlhan
Joseph Conrad
Lily Prior
Tarryn Fisher
Christian Jacq