İster insan olsun,ister Tanrı,sevgiye tümüyle teslim olmak,kendi rahatımız ve karar verme yeteneğimiz de dahil her şeyden vazgeçmek demektir.
Kim olduğumuzu anlamanın en iyi yolu,çoğu zaman başkalarının bizi nasıl gördüğünü öğrenmektir.
Dışadönük kişilerin içedönük kişilerden daha mutsuz oldukları,bunu gidermek için de sürekli olarak ne kadar mutlu,hayatla ne kadar barışık olduklarını kendilerine kanıtlamaya çalıştıkları söylenir.
En iyi tarafımıza ulaşmak için en kötü tarafımıza da ihtiyaç duyarız.
En güzeli,bırakacaksın kader hayatlarımıza karışsın,hepimiz için en doğru kararı versin.
Birine tapınmanın o kişiyi dünyamızın dışına yerleştirmek anlamına geldiğini söyledim.Biz birine ya da bir şeye tapınmıyorduk,yalnızca Tanrı'yla söyleşiyorduk
Her şey hem çok basittir,hem de çok karmaşık!
Basittir,çünkü tek gereken bir tutum değişikliğidir:Artık mutluluğu aramazsın.O andan itibaren bağımsızsındır:hayatı başkalarının gözleriyle değil,kendi gözlerinle görürsün.Yaşıyor olmanın serüvenini aramaya çıkarsın.
Aynı zamanda karmaşıktır da:Herkes bana mutluluğun ulaşılmaya değer tek değer olduğunu öğrettiği halde neden mutluluğu aramıyorum?Neden hiç kimsenin gitmediği bir yoldan gitmenin riskini göze alıyorum?
Hayatın zevki farklı olmaktaydı.Mutluluk zaten sahip olduklarıyla-bir sevgili,bir oğul,bir iş-tatmin olma duygusuydu.
Sorunlarımızın çoğu kurallara uymaktan kaynaklanır.
Değişiklikler ancak yapmaya alıştığımız her şeyin tam tersini yaptığımız zaman gerçekleşir.
Virginia Woolf
Gustave Flaubert
Jose Rodrigues Dos Santos
Romain Gary (Emile Ajar)
Ahmet Altan
Howard Gardner
Aslı Erdoğan
Erich Fromm
Yusuf Hayaloğlu
Yılmaz Özdil