İstanbul'un güzel şehir olduğunu, ama insanın burada köle değil, efendi olması gerektiğini düşünürdüm.
Bilmediğini bilmek istemiyor artık!
Aptallar üzerinde düşünüyorum. Niye o kadar aptallar? Peki, aptal değiller, ama kafalarında bir şey eksik. O bilgiyi kafalarının içinde tutabilecekleri bir yer yok mu? Kafalarının içinde bir kutu, kutular, şu dolabın gözleri gibi karışık şeyleri içine yerleştirebilecekleri bir köşe olması gerekir, ama sanki öyle bir şey.
İnsan, seçtiği hayatı sonradan benimseyecek kadar sevmeli; seviyorum da.
Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyrediyorsa insan, kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi.
İnsanın, en küçük ayrıntısına kadar tanıdığı birisinin büyüsüne, korkulu bir rüya sever gibi kapılacağını ileri sürdüm.
Kehanet bir soytarılıktır, ama aptalları etkilemekte güzel güzel kullanılabilir.
İnsanlar ikiye ayrılıyorlarmış; onun gibi kalılar benim gibi suçlular.
Bu ahmaklar gerçeklerin farkına ne zaman varacaklardı? Bu kadar aptalın birbirini bulması bir rastlantı mıydı zorunluluk mu? Niye bu kadar aptaldılar?
Bir düzenin yıkılacağı tahminini yürütmek o düzeni devirmek için fena bir yol sayılmaz.
Burçak Çerezcioğlu
Charles Bukowski
Haruki Murakami
Behiç Ak
Ryunosuke Akutagava
Carlos Fuentes
Italo Svevo
Vladimir Bartol
Ziya Gökalp
Edgar Allan Poe