...Zaten hangi yüzden kaybetmiyorduk ki?
Değerlendirmek! Ne kadar boş bir söz. Değerlendirmek, kaçmaktır; değerlendirmek, yalnız bırakmaktır; yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini, yaşarken öldürmektir.
Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı.
Korktum. Çünkü, 'demek ki' diyemeyeceğim bir yerlere gelmiştim. İçime bir ağrı saplandı. Ne olurdu bir 'demek ki' daha diyebilseydim.
Ölmek üzere olan bir insan korkmamalı. Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğim olayların bitmesidir ya da insanın öyle sanmasıdır.
Heyecan mı? Bak bunu unutmuşum, diye mırıldandım. (Yalnız olunca insan daha rahat davranır: mırıldanır.)
Yalnızlığa dayanmanın en önemli şartı, her şeye karşı hazırlıklı bulunmaktır. Gene de telefon birdenbire çaldı ve ben şaşırdım.
Daha basit bir mesele bile ortaya atsaydınız, gene içinden çıkamazdım. Bütün meselelerimi sıfıra indirdiniz. Yere baktım: Bu lekeyi ya da dalgayı ya da gölgeyi taşın üstünden silebilmek uğruna herkesi öldürmeye, bütün dünyayı yok etmeye hazırdım. Ondan sonra bütün işlerimi yoluna koyardım...
Başım gene döndü: Bu sefer anlamlı bir biçimde döndü. İnsan, hayat, acılar filan diyecek kadar keyiflendirdi beni iki nefes duman.
...mesele, bir şeyleri sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti.
Julie Garwood
Jon Krakauer
Behiç Ak
Milan Kundera
Yunus Emre
Ziya Gökalp
Cemal Süreya
Patti Smith
Sadettin Ökten
Füruğ Ferruhzad