Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün yalan, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "Buradayım!" der.
Halbuki mesele çok basit: İnsan hastalanır ve ölür.
Içini çekti. Kalbini şişiren hislerin dayanılmaz derecede çoğaldığını duyuyordu... Vazgeçmeyi düşündü. Gidip divana oturdu. Bir sigara daha içmek istiyordu. Bu sefer çakmak hiç yanmadı. Elleri daha fazla titriyordu. Benzin koymaya üşendi. Çakmağı bıraktı. Yumruklarını ve dişlerini sıkarak tereddütünü ezmeye çalışıyordu...
Lâğar, bir atın uyuşuk adelelerine inen kamçı darbeleri niçin ve nasıl bir zulüm olmuyorsa ve yaşamak kudreti verdiği için meşru telâkki ediliyorsa, Attilâ'nın da yangınlar, zelzeleler ve taunlar salarak beşeri sarsması meşru ve ulvîdir.
Attilâ romanı, Attilâ'ya ait her şeyi ihtiva eder; efsane ve tarih, aşk ve ölüm. İnsanlığın ezelî hikâyesi de zaten bunlardan başka neyi ihtiva eder?
"Ben bir insanım, güneşin bir pırıltısına bile sabit olarak bakamayan zayıf gözlerim, en büyük yaratığın şaşaası karşısında nasıl kamaşmaz?"
"Güzel... Pek güzel doğrusu, Attilâ'yı ancak bir Hun öldürebilir."
"...Bir saray mutfağındaki aletlerin hepsi fazladır; saray odalarındaki eşya da fazladır; saray binasındaki odalar ve bir sürü kaplar da fazladır. Haydi biraz da saraydan dışarı çıkalım, şehre bakalım, bir medeninin kıyafetinde pek çok şeyler fazladır, evinde, hayatında, merasiminde, muaşeretinde de pek çok şeyler fazladır. (...) Medeniyet zevaidi çoğaltmak illetidir, Vijilas!"
Kalbin intikamdan doyması tabiatın büyük bir ihsanıdır.
...Unutmasınlar ki, hakiki bir diplomat serap arkasından koşmaz.
Okay Tiryakioğlu
Şule Yüksel Şenler
Cahit Zarifoğlu
Canan Tan
Buket Uzuner
Soren Kierkegaard
Necib Mahfuz
Sema Kaygusuz
Pucca
Sevan Nişanyan