Gerçekle düş birbirine karışıyor, yalanın nerede bittiğini anlamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.
Küçük şeylerden memnun olmasını bilmelisin. Küçük sevinçler, büyük atılışlara yardım eder. Cenap Şehabettin olsaydı bu söz kaçırmazdı; hemen bir yere yazardı. Bana yazık oluyor.
Şaşırmazlar Selimciğim; daire tatil oldu diye sevinirler. İnsanlar, yalnız kitaplarda şaşırırlar. Romancılar şaşırtır onları. Ölü denizlerdeki su zerrecikleri gibi birbirlerine tutunurlar; dalgalanırlar, bir yere gitmezler aslında. Aslında, kimse, kafasındaki hayallerle kimseyi bir yere götüremez kardeşim Selim! Belki biz, seninle ben, kafamızdaki hürriyetle bir yerlere gidebilirdik. Giderdik de! İstediğimiz zaman kaçardık sınıftan. Yangın çıkmasını beklemezdik. Hocanın gözünden kaçarken arka kapının yanına yerleştirmiş olduğumuz kontrplak korurdu bizi. Sormazdı bu tahta nedir diye. Hürriyet kontrplağı. Kapının gıcırtısını duyduğu zaman hoca geç kalmış olurdu, çok geç. İşte böyleydik biz canım Selim!
Hayatında ilk defa başka bir insan olma özlemi duydu. Hiç bilmediği bir içkinin susuzluğu gibi bir duygu... Değişebilmek. Kendinin bile tanıyamayacağı yeni bir varlık olmak. Bütün canlıların olanca güçleriyle karşı koydukları bir değişim, bir başkalaşım. Korkutucu ve aynı zamanda çekici bir eğilim... Hücreler bütün güçleriyle, dış etkenlere karşı koyar ve vücuda girmek isteyen yabancı unsurları dışarı atmaya çalışırken değişebileceğini, onların bu kör inadını yenebileceğini düşünmek, insan için ne kadar zordu. Değişmek, kendine yabancılaşmak demekti. Dişimdeki küçük bir oyuğun içine giren bir yemek artığına, dilim ne kadar şiddetli saldırıyor, o küçük oyuğa giremeyeceğini bildiği halde, bütün yumuşaklığıyla kendini katı duvarlara vuruyor. Barınamazsın o kovukta yabancı, diyor. Tükürük bezleri, o parçayı eritmek, boğmak için seller akıtıyor, dil, bir yılan gibi tekrar saldırıyor, küçük bir gedik bulup dalmaya çalışıyor. Boğazım yutkunuyor: büyük anaforlar yaratıp yutmak istiyor bu bilinçsiz küçük parçayı. Hepsi elbirliğiyle uğraşıyorlar, kendilerini harap ediyorlar. Dilin ucu parçalanıyor, boğaz kuruyor. Amaç, canlının bütünlüğünü korumak, değişmesini önlemek... Yeni olan her şeye isyan ediyor vücut: dünyanın en rahat yatağında ilk yattığı gece uyuyamıyor. Beyin, vücudun o korkunç diktatörü de, tutucu bir derebeyi aslında. Gene de vücut kadar geleneklerine bağlı değil. Bazen vücudu, yeni maceralara, bilinmeyen yaşantılara sürüklemek istiyor ve cahil hücrelerin kör başkaldırmasıyla karşılaşıyor. Emirlerini dinlemiyorlar yöneticinin: ayaklanıyorlar. Vücudum isyan ediyor. Ellerine baktı; onları düşman gözlerle süzdü. Bir süre bakıştılar; sonra göz kapakları da karşı tarafa katıldı: yavaş yavaş kapandılar. Turgut silkindi, gözlerini açtı. Uyuşukluğunu üzerinden atmak için bir hareket yaptı: bir sigara daha yaktı.
Bu güne kadar söylediğim her sözü geri alıyorum. Konuşmayı da bir unutabilsem... Yeni bir dünya var, anlıyor musun Olric? Her şeyi geride bırakmak gerekiyor. Bir sabah kalkacaksın, arkana bakmadan? Hürriyet kötü bir kavram Olric. Öyle, anlattıkları gibi özlenecek bir ortam değil. Bu hürriyet, kulağıma kötü şeyler fısıldıyor Olric. Duymak istemiyorum.
İntihar bir akıl hastalığıdır ve ancak bir akıl hastasının körleşmiş duyularının sağladığı soğukkanlılıkla başarılabilir.
??Düşüncelerine büyük biri içtenlikle bağlıydı: herkesi de öyle sanıyordu. Bu içtenlik, düşünmeyi meslek edinenlerin içtenliğinden çok farklı bir duyguydu. Mesleği sevmek gibi değil, hayatı sevmek gibi bir duyguydu. Camus?nün ?Ontolojik mesele yüzünden ölen kimseye rastlamadım.? sözünü okuyunca: ?Biri bu yüzden ölmeli, intihar etmeli.? diye bağırmıştı. Ona, kimsenin soyut düşünceler nedeniyle kendini öldürmediğini söyledim. Benim de Camus gibi bir ahmak olduğuma karar verdi.?
Fakat ne bileyim işte? Beklenmedik bir zamanda. Beklenmedik hiçbir şey olmaz. Hiçbir zaman beklenmedik bir olayla karşılaşmaz insan. Olaylara rastlamamak için sen yolunu değiştirdin. Karşı kaldırıma geçtin.
?Bütün kötülüğün bana,? diye takılırdım. ?Anlamıyorsunuz Esat Ağabey? derdi. ?Onları öfkeme layık bulmuyorum. Öfkem bana ait olan bir şey. Yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu. Onlara da size davrandığım gibi davranmış olurum. Asıl o zaman kötülük etmiş olurum size.?
Bizim bütün guzelligimiz,yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansimalarindan ibaretti.
Edgar Allan Poe
Lisa Kleypas
Hannah Arendt
Cengiz Aytmatov
Vehbi Vakkasoğlu
Mustafa Kemal Atatürk
A. Ali Ural
Jose Rodrigues Dos Santos
Julio Cortazar
Sylvia Day