Babamın bir Kur'ân-ı Kerim'i vardı. Onun arka iç kapağına yakın çevresinden kişilerin doğum ve ölüm tarihlerini yazardı.
Dedem babama anlatmış, ben de ondan dinlemiştim: Artin Usta işlerini bitirdiğinde fırınında yaptırdığı özel bir düzenekle kendini bacaklarından tavana asar, bir saat kadar öyle asılı kalıp dinlenirmiş.
İştah açıcı bir ilaçmış... Ama nasıl iştah açıcı? Yemek öncesi bir kaşık içiyorsunuz, acı biber yemiş gibi yemek borunuz yanıyor. İçtikten sonra da zorunlu olarak sarılıyorsunuz yemeğe...
O yıllarda kandillerinde yakacak gazyağı bulamayan aileler arasında biz de vardık. Biz kandilde zeytinyağı yaktık.
"Ahşap binadan fırın mı olur?" demeyiniz. Ahşaptı ve en az üç yüz dört yüz yıllıktı.
Anneler okula giden öğrencilerin çentilerine öğle yemeği koyardı. Çenti dediğim, yerel dokumadan bir tür çanta. Omuza asılır. Şalpazarı yöresinde hâlâ kullanılır, imalâtı yapılır.
"Kısmetin bol, çayın demli, kahven okkalı olsun. Bahtın, yolun, kalbin açık olsun."
"Yeryüzünde her şey iyi ya da kötü arasındaki mücadeleden ibarettir. İnsana düşen bu ikisi arasında kendi safını seçmektir."
İçimde sana, senin anlattıklarına, beni tutan ne varsa, hepsine karşı tarifsiz bir öfke büyüyor.. O kadar büyüorki, öfkenin kapladığı yerden geriye birşey kalmıyor.
O kadar kaybetmişim ki, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların günündeyim artık.
Ayşe Kulin
Nihat Genç
Jean-Jacques Rousseau
Michael Ende
John Green
Mümin Sekman
Cecelia Ahern
Dido Sotiriyu (Dido Sotiriu)
Jostein Gaarder
Feridun Andaç