Hiç olmazsa bugün onu gören biri yakınımda bulunsun diye uşağımı gönderdim. Onu ne kadar sabırsızlıkla bekledim. Dönünce ne kadar sevindim. Utanmasam, boynuna sarılıp öpecektim!
Evet, sevgili Lotte, ben her şeyi bulur getiririm; yeter ki sen benden iste. Hem; çok çok iste, sık sık iste...
Atmaca burunla yassı burun arasında ne kadar ayrılık varsa, duygu ve davranışlar da o kadar değişiktir...
"Siz insanlar!" diye haykırdım. "Bir şeyden söz ederken; bu yanlıştır, bu doğrudur, bu iyidir, bu kötüdür!" diye kestirip atmadan yapamazsınız.
Bazen düşünürüm, insan sevdiğinin elinden gitmesine nasıl da katlanıyor. Bunu hiç kimse çocuklar kadar derinden duyamaz.
Bazen anlamıyorum, ben onu böyle çok, böyle içten sevdiğim, ondan başka hiçbir şeyi görmediğim ve bilmediğim halde nasıl oluyor da, başkalarını seviyor, sevebiliyor!
Şu dünyada henüz değerini kaybetmeyen birkaç şeye karşı, anlayışsız ve duygusuz olan insanların bulunması beni neredeyse çıldırtacak...
Ah bu boşluk! Göğsümün içinde, şurada hissettiğim bu korkunç boşluk! Eğer onu bir kez olsun, bir kez olsun şu kalbe bastırabilsen, bu boşluktan eser kalmaz diye düşünüyorum çoğunlukla.
Çok zaman göğsümü parçalamak, beynimi dağıtmak istiyorum. Biz insanlar, birbirimiz için ne kadar az şey yapabiliyoruz!
Çok şeylere sahibim. Ama onu düşünmek her şeyimi silip götürüyor. Nelerim var! Fakat onsuz her şey bana hiç oluyor...
Lale Müldür
Murat Uyurkulak
Charles Bukowski
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Bilge Karasu
Beyazıt Akman
Aşkın Güngör
Niccolo Machiavelli
James Joyce
Okay Tiryakioğlu