Yaşarken hepimiz farklı tuzaklara yakalanıriz. Kimse kaçamaz o tuzaklardan. Bütün hayatı bir tuzakta yaşayanlar bile vardır. Önemli olan tuzağın tuzak olduğunu fark etmektir. Fark edemiyorsan, bitmişsin!
Dünya, yazarların yokluğuna kanalizasyon yokluğundan çok daha kolay katlanır. Ve dünyanın bazı yerlerinde ikisinden de çok az var.
Bütün türler kendilerini yok ederler. Dinozorların sonu da böyle oldu. Canlı namına ne varsa yediler, sonra birbirlerini yemeye başladılar ve sonunda tek dinozor kaldı ve o orospu çocuğu da açlıktan öldü.
Kanımca en tuhaf olan ölmüş birinin ayakkabılarına bakmaktır..... Yeni ölmüş birinin yatağına ayakkabılarını, şapkasını ve eldivenlerini koyup bir süre bakın, delirirsiniz.
Yeterince acı çektim ben. Her tür. Yakında öleceğimi biliyorum ve bunu çok garipsiyorum.
Gitmesini bilmek lazım. Depomuzdaki yakıttır ölüm..... Zamanı geldiğinde gitmezsek çevreyi kirletiriz.
%100'lük bir gün beklemek saflık olur. %51 yakalamışsan kârdasın. Bugün % 97'di.
Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. Yine de çıkamıyoruz filmin içinden. Ve film kötü.
Mükemmel saatler yaşayabilmek için kusurlu saatleri yaşamak gerek.
İnsanın yaşayabilmek için savaşmak zorunda olması iyi bir şeydir, demiyorum. Korkunçtur genellikle. Sık sık iğrenç bir işi kaybetmemek için savaşmak zorunda kalırsın, çünkü arkanda işine talip yirmi beş kişi beklemektedir.
Nimet Erenler Gülkökü
Edgar Allan Poe
Slavoj Zizek
Konstantin Stanislavski
Eddi Anter
Celil Oker
Julie Garwood
Grigory Petrov
Amin Maalouf
Abdurrahim Karakoç