Bu toplum, Allah'ın ''olmazsa olmaz'' dediği bir ibadeti yerine getirmeyip O'na binlerce bahane, yalan, savunma mekanizması üretti. Çünkü, 'Tele Vole'lerden inmeyen din adamlarımız onların kirli vicdanlarını temizlemek, rahatlatmak için uğraştılar. Eli sopalı, ağzı tükürüklü, kara sakallı bir hoca kalmadı ki çıkıp onlara şöyle desin: ''gırtlağınıza bir bulgur tanesi takılsa geberirsiniz, Dünya ya da Ay veya milyarlarca gök mahlukundan bir tanesi yörüngesinden yarım santim sapsa ölürsünüz bu ne cür'et ? Namaz kılmamak ne demek, bu ne terbiyesizlik, ahlaksızlık, vefasızlık...'' ama yok böyle hocalar.
Diğer Bülent Akyürek Sözleri ve Alıntıları
Sıradan olmak,herkes gibi bir hayat yaşamak bu çağın kabusu sanki!Çoğunluğa uyan,marjinal fikir ve davranış biçimlerine sahip olmayanlar aşağılanarak nefisleri kırbaçlanıyor.Hepimiz,yarı tanrı olmaya aday antik Yunanlılar gibiyiz...
Polisin, askerin, aşçının, kafasına şapka yada benzeri şeyleri takmalarının hikmeti, görevlerini hatırlasınlar hiç unutmasınlar diyedir.
Her üniforma bir hatırlatmadır. Bizler kafamızdan sarığı çıkardığımız gün ölümü unuttuk. Bildiğiniz gibi sarık, bize kefen olmaya yetecek büyüklükteki bezden yapılırdı. Müslümanın tek varlığı olan sarığı öldüğü yerde ona kefen yapılırdı, yani kabrimizi başımızda taşırdık.
Psikolojık olarak düşünün; başımızda kabrimizi taşırken şeytanlık düşünüp dünya malına minnet edebilir miydik?
Başımızın üstünde kabrimizi taşırken kar-zarar değil, haram-helal adımlarıyla yürüyorduk...
"Nike" şapkasının altındaki İngilizcesi sağlam insanlara ölümü nasıl izah edeceğiz?
Sıradan olmak,herkes gibi bir hayat yaşamak bu çağın kabusu sanki!Çoğunluğa uyan,marjinal fikir ve davranış biçimlerine sahip olmayanlar aşağılanarak nefisleri kırbaçlanıyor.Hepimiz,yarı tanrı olmaya aday antik Yunanlılar gibiyiz...
Polisin, askerin, aşçının, kafasına şapka yada benzeri şeyleri takmalarının hikmeti, görevlerini hatırlasınlar hiç unutmasınlar diyedir.
Her üniforma bir hatırlatmadır. Bizler kafamızdan sarığı çıkardığımız gün ölümü unuttuk. Bildiğiniz gibi sarık, bize kefen olmaya yetecek büyüklükteki bezden yapılırdı. Müslümanın tek varlığı olan sarığı öldüğü yerde ona kefen yapılırdı, yani kabrimizi başımızda taşırdık.
Psikolojık olarak düşünün; başımızda kabrimizi taşırken şeytanlık düşünüp dünya malına minnet edebilir miydik?
Başımızın üstünde kabrimizi taşırken kar-zarar değil, haram-helal adımlarıyla yürüyorduk...
"Nike" şapkasının altındaki İngilizcesi sağlam insanlara ölümü nasıl izah edeceğiz?
İnsanın hesap vereceği bir makamı yoksa zalimleşir.
Allahın neresinden bedenimize üflenen mübarek ruh bu dünyada olmak istemediği yerlerde gezinmekten, görmek istemediklerini görmekten ve duymak istemediklerini duymaktan bedenlerimizin içinde hıçkırarak ağlıyor.
Kendini seven, beğenen insan beklenti içindedir. Onun kendisine olan sevgisi aslına bakarsanız dış dünyaya attığı "beni acilen Sevin, yardıma ihtiyacım var." çığlıklarıdır.
Güçlü ve zalim insan, bizim yanımızda zayıf kalmalıdır. Onunla mazlumun hakkını alıncaya kadar savaşmamız gerekir. Niye ellerini öpelim, niçin onların yollarını temizleyelim? Biz hangi kitabın kullarıyız, kişisel gelişim kitapları mı yoksa Kuran-ı Kerim'in mi?
Inanisa göre; kanepesinde yellenerek portakal soyan herhangi bir pijamalı adam ayağa kalkıp Mars ta fabrika kurabilir! Üstelik bunu piyasada satılan üç kuruşluk Kişisel Gelişim kitaplarından iki tane okuyarak yapacaktır.
Boş bir kitap sayfasında bile bir ağacın hayat hikayesi vardır
Sevan Nişanyan
Yavuz Bahadıroğlu
Mustafa Kemal Atatürk
Carl Gustav Jung
O. Henry (William Sydney Porter)
Barış Bıçakçı
Melissa P. (Melissa Panarello)
Cesare Pavese
Rainer Maria Rilke
Irvin D. Yalom