Her varlık için en değerli, en yüksek varlık kendininkidir. Başka varlıkların değerlerini kendi varlığını temel alarak ölçer, ona göre yargılar verir.
İnsanın en kötü durumu kendini bilmez ve yönetmez olduğu zamandır.
Öyle gayretli kimseler vardır ki bütün arzuları aslında insanlara kötülük ve eziyet etmektir. Onları coşturan hizmet ettikleri erek değil çıkarlarıdır.
Bulanık suda, balık avlamaya kalkmamak koşuluyla yüzebilirsiniz.
Çünkü ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar, ama götürecekleri sözle de zararlı olabilirler.
OKUYUCUYA Okuyucu, bu kitapta yalan dolan yok. Sana baştan söyleyeyim ki, ben burada yakınlarım ve kendim dışında hiçbir amaç gütmedim. Sana hizmet etmek yahut kendime ün sağlamak hiç aklımdan geçmedi; böyle bir amaç peşinde koşmaya gücüm yetmez. Bu kitabı yakınlarım için bir kolaylık olsun diye yazdım. İstedim ki beni kaybedecekleri zaman (ki pek yakındır) hakkımda bildikleri, daha ayrıntılı ve daha canlı olsun. Kendimi herkese beğendirmek niyetinde olsaydım, özenir, bezenir, en gösterişli halimle ortaya çıkardım. Kitabımda sade, doğal ve her günkü halimle, özentisiz bezentisiz görünmek isterim, çünkü ben kendimi olduğum gibi anlatıyorum. Burada kusurlarım, nasıl bir adam olduğum, edebin, terbiyenin izin verdiği ölçüde, açık olarak görülecektir. Hala ilk doğa kanunlarının rahat serbestliği içinde yaşadıkları söylenen insanlar arasında olsaydım, emin ol ki kendimi tastamam ve çırılçıplak da gösterirdim. Kısacası, okuyucu, kitabımım özü benim: Boş zamanlarını bu kadar sudan ve anlamsız bir konuya harcaman akıl karı olmaz. Haydi uğurlar olsun. (Montaigne 1 Mart 1580) (Sayfa: 1)
Dünya durmayan bir salıncaktır: Orada her şey toprak, Kafkas'ın kayalıkları, Mısır'ın piramitleri, hem çevresiyle birlikte, hem de kendi kendine sallanır. Durmanın kendisi bile daha ağır bir sallantıdan başka bir şey değildir. (Sayfa: 3)
Montaigne'in bir tek insanda bütün insanlığı dile getirmesi, kimseye benzemeden herkes olması, dünya ile bağdaşıp kendine özgü kalması kuşkusuz biraz da, hatta çokluk da, eşsiz, diri, kıvrak, tadına doyulmaz dili, düşüncesiyle, teklifsizce sarmaş dolaş olan söyleyişidir. Aslında Dante'nin İtalyanca'da, Cervantes'in İspanyolca'da, Shakespeare'in İngilizcede yaptığını Fransızca'da yapmış, halkın, sokağın diliyle her düşüncenin, ne kadar derin, ne kadar ince olursa olsun pekala söylenebileceğini kanıtlamıştır. «Ah, keşke Paris'in sebze pazarında kullanılan sözcüklerle konuşabilsem der Montaigne ve Platon'un düşüncesini anlatırken o sözcükleri kullanmaktan çekinmez. Bütün yaşanmış, gerçek düşünceler gibi Montaigne'in düşüncesi de çokluğun kullandığı dile başvurmuş, herkesin konuşmasına uymakla kendi rengini yitirmemiş, tersine daha fazla bulmuştur. Denemeler'in her satırında Montaigne babacan bir eda ile hep SERBEST DÜŞÜN, RAHAT SÖYLE der gibidir. (Önsöz-3)
Plinius'un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum. (Sayfa: 5)
Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafını da, kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendimi olduğumdan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır. Bence bu kendini beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak, kendi kendine hayasızca aşık olmaktır. Bunun en iyi çaresi, kendinden sözetmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır. Gurur insanın düşüncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır. (Sayfa: 7)
Kürşat Başar
Heinrich Böll
Yılmaz Özdil
Julio Cortazar
Suzanne Collins
Arundhati Roy
Sabahattin Ali
Nihat Genç
Orhan Veli Kanık
Yakup Kadri Karaosmanoğlu